Sanatta Simetri ve Konformizm Üzerine Notlarım
Post-modern düşüncenin ve sanatın biraz da 'konformizmi bozmak' temelli olduğu söylenebilir mi? Adorno'nun 'negatif diyalektiği'ni hatırlayalım. Hegel'in tez-antitez-sentez zincirinin en sonunda bir 'konformizme' yol açtığı ve bunun da aslında faşizmin Avrupa'da bu denli kolayca 'tutmasında' payı olduğunu söylüyor Adorno. Bu bağlamda, konformizmi, yani 'sentez'i reddeden, ama diyalektiğin özünü (tez-antitez) koruyan 'negatif diyalektik' kavramını ortaya atıyor. Bunun sanattaki yansıması ('alıcının dahil olması' arzusuna ilaveten) simetrinin ortadan kaldırılması, ve asimetrik, 'eksikli' yapıtlar ortaya koyma şeklinde bir yaklaşım olabilir mi?
Resimde ekspresyonistlerin, özellikle de Alman olanlarının politik istikrarsızlığın getirdiği huzursuzluğu tuvale yansıttığına dair şeyler okudum. Bu durum Frankfurt okulunun Almanya'da ortaya çıkmasının da bir tesadüf olmadığını gösteriyor bana. Politik bağlam bir yana, meselâ şiirde kafiyenin atılmasını düşünelim. O da aslında resimde simetrinin reddedilmesi gibi değil midir? Kafiye 'tüketime dönük' bir sanatsal zevkin üreticilerinden sayılabilir, ve bu da daha sağlam yapıtlar ortaya koymak isteyen sanatçı için kabul edilemez.
Sanatçıların okurdan, dinleyiciden vs emek talep etmesinin arkasında ne var? Bana öyle geliyor ki sanat eserini üretirken bu tür şeyleri düşünmüyorlar, ama ortaya koydukları şeyin 'katmanlı' olmasını, farklı bakış açılarına izin vermesini eserlerinin (ve tabii kendilerinin) bir zenginliği sayıyorlar. Zenginliği kim istemez!
Şiirde konforu ve ahengi ilk olarak Garipçiler bozdu. Balta ile girdiler ormana! Sonrasında İkinci Yeni ile bir adım öteye götürüldü. Ama şu da var : Metin Eloğlu vs gibi şairler son derece kapalı şiirler yazar iken, anlamı tamamen yok ettiler ve bu da sanatta olmazsa olmazı yani 'diyaloğu' ortadan kaldırdı. Bu tutumu 'anlamı' imgelerin arkasına gizlemek ile karıştırmamak gerektiğini düşünüyorum ; konformizmi reddeder iken yenilikçiliği çok aşırı uçlara götürdüğümüzde sanatsal diyaloğu yok etme tehlikesi ortaya çıkıyor... Ben doğrusu 'yedirilmiş', derinlikli bir ahengin hâlâ sanatın ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini düşünüyorum. Derler ki mimarisi olmayan sanat eseri olmaz. Zaten bizzat mimari ahenk değil midir?
