Tuesday, May 16, 2023

Mayıs Seçimleri - 2023

Geçen sene Humeyni üzerine bir kitaba başlamıştım. İranlı-Amerikalı bir yazar; şimdi aradım bulamadım. Şeytanlaştırılmış bu figürü inanılmaz sosyolojik, detaylı, ve "anlamaya dönük" bir şekilde analiz ediyordu. Aklımda kalan en önemli şey şu : Humeyni gibi bir diktatör de olsanız toplumun taleplerine, arzularına, hassasiyetlerine önem vermek zorundasınız. Siyasette toplumdan kopuk bir şekilde at oynatamazsınız. Buna en iyi örneklerden biri Şah Rıza Pehlevi olsa gerek. Ürdün Kralı Hüseyin onu ziyarete gittiğinde toplumu çok gerdiğini, ve bunun sonunun kötü olabileceğini söylemiş dostça; bana İran'da anlatmışlardı bunu.

Lafı şuraya getireceğim : Şimdi İngilizce ve Türkçe epey tarama yaptım; ne yazık ki seçim sonuçlarını sosyolojik olarak irdeleyen hemen hiçbir şeye rastlamadım. Serbestiyet'te Alper Görmüş'ün ve E. Mahçupyan'ın "nasıl bir kez daha yanıldıklarına" ve 'Yeni-İttihatçılık'a dair bir-iki yazısı hariç. Onların fikirlerine bu sefer katılmak konusunda rezervlerim var. Yani sonuçta, halka küfretmekten, depremi yaşayan insanları gömmekten, ve mevzuyu sadece söylemlere sıkıştırmaktan öte bir analiz yok. Sol, liberal, demokrat adam/kadın analiz yapar yahu! Benim bildiğim budur. Aşağılamaktan çok hoşlanılan 'cahil' insanlardan onları ayıran budur.
Kendimce kafamda çözümlemeler yapıyorum. Bunu yaparken etrafımda 'farklı gözle görüleceğim' endişesi taşıyorum. Acı bir şey değil mi bu ya? Tanıl Bora'nın MHP'yi derinlemesine incelediği kitabı çıktıktan sonra (Devlet Ocak Dergâh) onun bir yazısını okumuştum; insanlara MHP'ye en ufak bir sempati beslemediğini anlatmak zorunda kalmış.
Mahalle baskısı bu dönemi anlatan güzel bir buluş oldu. Şerif Mardin keşke yaşasaydı da bu seçimi o analiz etseydi! Hayal kırıklığını anlıyorum, hepimiz çok umutlanmıştık. Ne var ki, her seferinde fabrika ayarlarımıza dönmezsek, işte o zaman güzel bir liberal, güzel bir demokrat oluruz diye düşünüyorum.

Notlar- Nisan 2023

Uzun zamandır hiçbir şey yapmak istemiyorum, bu deprem olayı mahvetti beni de... Baharla beraber yavaş yavaş kendime geliyorum. Alışkanlıklarımı değiştirmeye, kilo vermeye çalışıyorum. Şimdi seçime takıldım; her gün anket sonuçlarına bakıyorum. Ne saçma... Yıllar yıllar önce MHP Ecevit koalisyonuna girince ürpermiştim, sonra dedim ki "Ne olacak ya, ne yapabilirler?" Hakikaten de -partilerimizin istikrarlı kötü yönetimi sayesinde- pek bir şey değişmedi hayatımızda. O nedenle kim kazanırsa kazansın hayat devam edecek. Kendi içimizdeki dünya dışında pek bir kontrol alanımız yok zaten.

Gain'de Ayak İşleri bitti, Gibi beklenen performansı inatla vermiyor, Konuşanlar'a aferin, Tahsildaroğlu peynirleri gibi standardı hep tutturuyor, MUBI'den çıkacağım, Disney neden var bilmiyorum. Geçen Aysun'la Close filmini izledik, muhteşemdi. Cannes'de Jüri Büyük Ödülü almış; kesinlikle hak etmiş. Benim filtrem Cannes oluyor, orada bir şeyler yapan filmler çoğu zaman iyi çıkıyor. Şimdi Mayıs ortası Nuri Bilge'nin 'Kuru Otlar Üstüne' filminin prömiyeri var. Şöyle bir şey bu benim için : Kiminin gönlünden Porsche geçer, kiminin Maldivler'de tatil; ben ise Mayıs'ta o prömiyerde olmak isterdim. Film hakkında hiçbir şey okumuyorum spoiler olmasın diye, o derece heyecanlıyım.
Yağmur kocaman oldu, aramız çok iyi. Ona sarılmak varoluşumun teyidi oluyor.

Notlar - Aralık 2022

Hapishanede günler yavaş, seneler hızlı geçermiş. Dışarısı da biraz öyle değil mi?

1986 yılında PTT değişik bir kampanya yapmıştı; birine mektup yazıyorsunuz, o mektup tâ 2000 yılında teslim ediliyor, hikâye bu. Ben de oturup 14 yıl sonraki ben'e mektup yazmıştım. 16 yaşımdayken 30 yaşındaki o adam Hakkı çok uzak gelmişti bana. Şimdi bizim bu köhne limandan demir almak bile öyle uzak görünmüyor gözüme. Aslında yaşlanıyor olmak beni kasmıyor hiç. Sanıyorum çocuğumun olması sayesinde böyle bu. Sevgili peygamberim Umberto Eco'ya göre ölümü yenmenin iki yolu var : Çocuk yapmak, ve kitap yazmak.
Gençlerle beraber çok güzel bir yılbaşı geçirdik evde. Telefonlarının ışığını açıp ortalığı diskoya çevirdiler, tekno dansı yaptılar. Sağolsunlar! Şimdiye dek geçirdiğim en güzel yılbaşı akşamlarından biriydi. Etrafta genç insanların olması hoşuma gidiyor. 'Ah, bizim zamanımızda şöyleydi, böyleydi.' muhabbetlerinden hiç hoşlanmıyorum. Bi bok yoktu bizim zamanımızda; hatta, baskı vardı, seçeneksizlik vardı. Şimdi gençler zehir gibi hepsi.
'Drive My Car' diye bir film izledim Mubi'de, çok beğendim. Bir de, yine Japon dostlarımızdan Nobelli Kenzaburō Ōe'den "Kişisel Bir Sorun" diye müthiş bir roman bitirdim. 'Annemde Üç Gün'den beri (neden bu kitap bu kadar az biliniyor??) okuduğum en iyi romandı.
Aysun bizim ev haliyle ilgili bir şey paylaşmış, onu da notlarımın arasına eklemek istiyorum. Ben epey gülmüştüm buna. İzin almadım paylaşmak için, bakalım neler olacak?
Bu yeni yıl dostlarım, arkadaşlarım ve en çok da İran'da direnen insanlar için güzel bir yıl olsun, dilerim.