Wednesday, September 8, 2021

Bağlama

Otuz yıl sonra, yeniden kolları sıvadım. Üç sene önceydi. Bu sefer başarıyorum galiba.


Pandemi sürecinden önce başlasam da esas ilerlemeyi sağlayan şey eve kapanma dönemindeki online dersler ve kendi çalışmalarımdı.





Akşamları oturup kendisiyle hemhâl olmak hoşuma gidiyor. Bu çalmayı en sevdiğim eser, Aşık Ferrahi'nin 'Ah Neyleyim Gönül Senin Elinden' türküsü.




























.

Theodorakis

Çoktan öldü sanıyordum; Allah uzun ömür vermiş, 96 yaşında Atina’da bugün vefat etmiş.

Yalnız ve sıkıcı lise yıllarımda müziği ile bana iyi gelen bir sanatçıydı. Altı Eylül Pasajı’nda hemen sağdaki o küçük kasetçiden “Güneş Topla Benim İçin” kasetini aldığım günü çok iyi hatırlıyorum. Epey farklı bir sound'du, hoşuma gitmişti. Daha o yaşlarda bile enternasyonalist hissediyordum kendimi. Zorba’nın müziğini, Maria Farantouri ve Livaneli ile yaptıkları üçlü çalışmayı filan hep zevkle dinlemiştim. 

Marksist, delikanlı bir solcu olduğu her tavrından belliydi, bu da beni ilaveten mutlu ederdi. Müzikal olarak, Yunan müziğine kendi senfonik tarzını kattığını sanıyorum; uzmanı değilim bu işin, ama onun müziğindeki kişisel derinliği bir şekilde hissediyordum hep.

Yıllar sonra onu anmak bir kez daha kısmet oldu : Atina’da havaalanı yolunda taksiciyle sohbet ederken aklıma gelen meşhur Yunanlıları tek tek sayıyordum, onun ismini de anmıştım (Angelopulos, Alexiou, Karaindrou, Theodorakis vs)... “Yahu sen benden daha iyi tanıyorsun bizimkileri” gibi bir laf etmişti. Tamamen hava atmak için yapmıştım bunu, başardığıma da sevinmiştim.

Allah rahmet eylesin. Kimseye eyvallahı olmayan, bu dünyayı anlamlı kılan insanlardan biriydi; bunu hep hissettim.


Ferhan Şensoy'un Ardından

Sene herhalde 1985 veya 1986'ydı. Şimdi yerinde yeller esen Bigadiç Stadı'nda 4 Eylül Kurtuluş Şenlikleri çerçevesinde akşama Ferhan Şensoy gösterisi var. Kasabaya ünlü geliyor : Bizim için büyük olay! Gazetelerden iyi tanıdığım için onu heyecanla bekliyorum. O akşamki gösteriden aklımda Ferhan Şensoy'un enerjisi ve giydiği farklı renkteki çorapları kalmış. Bir de, kasaba halkının bu egzantrik adamı izlerken neler düşündüğüne dair düşüncelerim. Pek eğlenmemiştim doğrusu.

Net'te dolaşır gibi İstiklal'de gezdiğimiz zamanlarda Şan Tiyatrosu'nun önünden sayısız defa geçtim, hemen dibindeki Beyoğlu Sineması'na defalarca gittim (Mayıs Sıkıntısı!). Ne var ki, bir kere bile olsun Şan'a girmek istediğimi hatırlamıyorum. Rasim Gültekin dahil, o kadroda beni çeken hiç kimse, hiç ilginç bir oyun olmadı. 

Ferhan Şensoy hep egzantrik, ilginç, bazen de kafa açıcı biriydi; onun topluma pek nüfuz edememiş, belki bunu istemeyen biri olduğunu düşünmüşümdür. Onu izlemek epey yorucuydu, karşılığı da minimaldi. Münir Özkul gibi bir ustayla bu kadar uzun çalışıp böyle yabancı kalmak ayrıca şaşırdığım bir mevzu olmuştur.

Genco Erkal'da da onda da çok uzun yıllar tiyatroda varlığını sürdürebilmiş olmaktan gelen bir "üstad" imajı söz konusu. Ben ikisini de pek sevemedim. Allahım, hele Erkal'ın o Nâzım şiirleri! Korkunç. Münir Özkul, Müşfik Kenter, Ahmet Uğurlu gibi tiyatrocuların akışkan, bizden tarzını kendime hep daha yakın hissettim.

Yine de, çok renkli bir kişiydi, böyle insanlardan daha çok lâzım. Allah rahmet eylesin.