Sene herhalde 1985 veya 1986'ydı. Şimdi yerinde yeller esen Bigadiç Stadı'nda 4 Eylül Kurtuluş Şenlikleri çerçevesinde akşama Ferhan Şensoy gösterisi var. Kasabaya ünlü geliyor : Bizim için büyük olay! Gazetelerden iyi tanıdığım için onu heyecanla bekliyorum. O akşamki gösteriden aklımda Ferhan Şensoy'un enerjisi ve giydiği farklı renkteki çorapları kalmış. Bir de, kasaba halkının bu egzantrik adamı izlerken neler düşündüğüne dair düşüncelerim. Pek eğlenmemiştim doğrusu.
Net'te dolaşır gibi İstiklal'de gezdiğimiz zamanlarda Şan Tiyatrosu'nun önünden sayısız defa geçtim, hemen dibindeki Beyoğlu Sineması'na defalarca gittim (Mayıs Sıkıntısı!). Ne var ki, bir kere bile olsun Şan'a girmek istediğimi hatırlamıyorum. Rasim Gültekin dahil, o kadroda beni çeken hiç kimse, hiç ilginç bir oyun olmadı.
Ferhan Şensoy hep egzantrik, ilginç, bazen de kafa açıcı biriydi; onun topluma pek nüfuz edememiş, belki bunu istemeyen biri olduğunu düşünmüşümdür. Onu izlemek epey yorucuydu, karşılığı da minimaldi. Münir Özkul gibi bir ustayla bu kadar uzun çalışıp böyle yabancı kalmak ayrıca şaşırdığım bir mevzu olmuştur.
Genco Erkal'da da onda da çok uzun yıllar tiyatroda varlığını sürdürebilmiş olmaktan gelen bir "üstad" imajı söz konusu. Ben ikisini de pek sevemedim. Allahım, hele Erkal'ın o Nâzım şiirleri! Korkunç. Münir Özkul, Müşfik Kenter, Ahmet Uğurlu gibi tiyatrocuların akışkan, bizden tarzını kendime hep daha yakın hissettim.
Yine de, çok renkli bir kişiydi, böyle insanlardan daha çok lâzım. Allah rahmet eylesin.