Sunday, April 21, 2024

Batı Trakya Gezisi (Nisan-2024)

Uzunluğu şimdiden birkaç kilometreyi bulmuş olan İpsala araba kuyruğundayız. Sinirler gergin. Önümdeki siyah Audi'nin şoförü "Haydi, hep beraber üç metre ilerleyelim" ayinine o kadar yavaş katılıyor ki çıkıp dövesim geliyor adamı. Her neyse; acıklı bir 7 saatten sonra Yunan topraklarına giriş yapıyoruz.

Hesap şaştığı için, müftülerinin mutlu mesut olduğunu dilediğim Batı Trakya kasabalarına dönüşte uğramaya karar verdik. Otoban güzel. Airbnb ile Selanik'te gayet uygun fiyata kiraladığımız daireye geç vakit de olsa sorunsuz bir şekilde ulaşıyoruz. Artık sabah ola hayrola.

Güzel bir havada, hepsi Türk'e benzeyen oto yedek parçacıların arasından yürüyerek şehrin en büyük merkezine, Aristoteles meydanına geliyoruz. Bilmiyorum, Aristo'nun ruhu benim de bir felsefeci olduğumun farkında mı? Aklıma "Taksim Meydanı'nın adı 'Hrant Dink' meydanı olsun" kampanyası düşüyor. Annem ve babamdan sonra en çok Hrant için ağladım ben. Meşhur bir kahvaltıcıya oturuyoruz. New Yorker onaylı aşçı hanım bizim bildiğimiz sokak simitini ısıtmış, içindeki boşluğa yumurta çakmış, ve üstüne birkaç çeri domates koymuş. al sana 10 Euro. Yine de fikir fena değil, uygulayabilirim.

Selanik sakin ve güzel; sahil kısmı İzmir'e çok benziyor. Yukarıya çıkıp tarihi Ano Poli'de bir kahve içmek, taverna bölgesinin havasını yaşamak, yorgunluktan Büyük İskender'in heykelinin yanındaki parkta uzanıp gözlerimizi kapatmak... Bunlar mutlu etti beni.

Akşam bizimkilere tutturdum, "Yarın Serez'e gidelim, ben orada Bakırcılar Çarşısı'nı bulup karşısında Şeyh Bedrettin şiirini okuyacağım," diye. Benimle uğraşmaktansa kabul ettiler. Gün boyu sokaklarda Nâzım'ın mısralarını mırıldandım:

Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.

Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.

Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.

Yağmur çiseliyor.

Sonra internete bir baktım ki Bakırcılar Çarşısı filan kalmamış, orası Arkeoloji Müzesi olmuş. Mevzuya dair biraz okuma yapınca hevesim de kaçtı zaten. Sonuçta Serez'e de, Ruhi Su gibi sesimi kalınlaştırarak türküsünü okumayı planladığım Drama'ya da gitmedik.

Dönüşte kurabiyeleri ve isyancı Mehmet Ali Paşa'sı ile ünlü Kavala'ya uğradık. Tüm tatil boyunca beni heyecanlandıran tek şey burada oldu : Yolda "Remember Cyprus" diye içinde kan damlayan bir Kıbrıs haritasının bulunduğu bir tabela gördük. Bana bunlarla gelin işte! Meğer Kıbrıs'taki savaşa en çok asker gönderen ve en çok şehit veren Yunan bölgesiymiş Kavala. Yine de, bize dönük özel bir düşmanlık hissetmedim. Makul bir yere park ettiğimiz arabaya anlamsız bir 20 Euro ceza yazılmasını saymazsak tabii...

Dedeağaç sıradan bir kasabaydı. Yazın denizi filan güzel herhalde, yoksa direkt pas geçilebilecek bir yer.

İpsala'dan memlekete girince farkına varmadan neşelenmiş olmalıyız ki Aysun'la uzun bir süre Zeki Müren şarkılarına karaoke yaptık. Bu Yunanistan'da aklımıza gelmezdi, sanmıyorum. Memleketimiz güzel ya!