Friday, January 17, 2025

Cuma Öncesi Notlar - 8

Bir kadın sahile geliyor. Yanında köpeği ve atı var. Rahatça koşabilsin diye atın yularını çözüp hayvanı serbest bırakıyor. Böyle şeyler Thomas More'un 'Ütopya'sında yer alıyor mu bilmiyorum, ama işte o an benim ütopyam başlıyor : Varoluşunun anlamını yaşayan o güzel hayvan altın tozu gibi parlayan kumların üzerinde sahil boyunca koşuyor. Ama ne koşmak! Atın yüz ifadesini çözemiyoruz, sesi de çıkmıyor; fakat onun hissettiklerini biz de hissediyoruz. Bu kısa video beni çok etkiledi ve şu düşüncelere götürdü : Bizim at tamam. Peki ya biz insanlar? Hepimiz çok zengin olsak, kavga gürültü bitse, vesaire vesaire, hayatın anlamı ne olacak? Var olmanın tadı nerede? Bana göre bu anlam kendini gerçekleştirebilmekte. Basit bir örnek : Ne kadar para dökseniz de o gitarı iyi çalabilmek sadece sizin elinizde. Bunun için çok emek vermek gerekiyor. Sonrasında hissedeceğiniz şey ise büyük bir ödül : Tıpkı o at gibi varoluşunu gerçekleştirmiş olmanın verdiği haz, antiklerin ifadesiyle öfori.
**
Gazze'de onbinlerce masum insan İsrail tarafından katledildi, ve bugünlerde savaş nihayet bitti. Kahrolsun Netanyahu ve onun gibiler! Öte yandan, anlamadığım bir şey şu : Hiç kimse bahsetmiyor ki bu savaş sivil İsrailli gençlerin Hamas tarafından öldürülmesi ile başladı? Dincilerde güya Filistin ama arka tarafta aslında bir Hamas güzellemesi var; sanki onların hiç suçu yokmuş gibi davranıyorlar. Bana göre, tıpkı İran gibi Gazze de kaçırılmış bir uçak, ve pilot kabininde IŞİD'den farkı olmayan Hamas var.
**
Yağmur Nâzım'ın doğum gününde bana bir mesaj attı; beklemiyordum. Laf laf açtı ve ustanın şu saçma sapan şiirinden yola çıkıp VKP (B) kısaltması üzerinden Bolşevik-Menşevik ayrımına kadar vardık:
Seni düşünüyorum, Türkiye Komünist Partisi,
Sen dünümüz, bugünümüz, yarınımızsın
Sen küçük kardeşisin VKP (B)'nin.

Doğrusu tarihsel kişiliklerin doğum günü muhabbeti hep komik gelmiştir bana. Öte yandan, kızımın bu konuyla ilgilenmesi çok hoşuma gitti. Çocuklarımız bize benzeyince ne kadar mutlu oluyoruz. Ölüme karşı bir nanik mi bu acaba? Yağmur doğduğunda sol kulağında küçük bir oyuntu fark ettim ve çok sevindim, çünkü aynısı bende de var! İnsan hep çocuk, hep zavallı.

Tuesday, January 14, 2025

Acı Tatlı Hatıralar - 19

Annem salonda tek kişilik yatağında uzanıyor. Diyabetten ötürü yüzü bir Çinliye benziyor artık. İnsülin iğnesini ben yapıyorum; pek hoş bir deneyim değil. Benim dışımda herkesle gözleri kapalı konuşuyor. Onu seyrediyorum uyurken, kafam binbeşyüz.

Annemi ve babamı çok daha fazla görmüş olmak isterdim, böyle şeyler geçiyor aklımdan. Artık babamla beraber hiçbir şey yapamam, telefon bile edemem ona. Bazen rüyalarıma giriyor : Babam ağır adımlarla kısıktan çıkıp az ötedeki Bakkal Emin'in dükkânına doğru yürüyor. Köşeyi dönmüyor ama; tam oradaki beton direğin önünde duruyor. Ben Sümerbank'ın karşısında, yüksek bir noktadayım. ''Baba, sen ölmedin mi?'' diyorum ona. Sessizce etrafına bakıyor.
Her yaz onlar sanki hâlâ oradaymış gibi, eksik kalan günleri yaşayabilirmişiz gibi kasabaya gidiyorum. Babamla sohbet etmeyi çok severdim, oysa ne kadar az konuşabildik! Kasabanın sokaklarında yan yana yürüyoruz. Beşiktaş'ın yeni forvetinden, sosyal demokratlardan filan bahsediyoruz. Akşam ezanı olmadan dönüyoruz eve. Annem tarhana çorbası ve ıspanak yapmış. Babam, ''Et yok mu?'' diye soruyor.
Ah anne, baba! Velhasıl, ömrüm boyunca sizi çok gördüğümü söyleyemem.

Cuma Öncesi Notlar - 7

Zorluklarla dolu bir hafta oldu. Şunu fark ettim : Küçük büyük demeden biriktirdiğiniz güçlü alanlar, direnç noktaları zor vakitlerde birleşip imdadınıza yetişiyor, sizi daha kuvvetli yapıyorlar. Hiçbir şeyi küçümsememek lazım! Her gün şınav çekmem ile mental direncim arasında bir ilişki olduğunu düşünüyorum. Satrançta da öyledir: Kazanmak için küçük üstünlükleri biriktirmek, ve son vuruş fırsatını ancak o zaman aramak gerekir. ''At orada ne yapacak'', ''Vezir iyi yerde ama bir işe yaramıyor'' diye düşünmemek lazım. Onların toplam enerjisi size oyunu kazandırıyor.

Bu hafta yollarda epey psikolojik ve siyasi podcast'ler dinledim. Bilmediğim birçok şey öğrendim, bildiklerimi tekrar etmiş oldum. Katoliklik ile Ortodoksluk arasındaki farklar, neden bölündükleri vs.. Mevzu tabii ki Bizans'a ve İznik Konsili'ne kadar geldi. Kimi şeyleri zaten bildiğimi fark etmek hoşuma gitti.
Barış sürecine umarım herkes destek verir. CHP daha şimdiden negatif bir pozisyon almaya hazırlanıyor sanki, bu canımı sıkıyor. Doğrusu ben barış için şeytanla bile işbirliği yaparım. Bir zamanlar bir kitap okumuştum, PKK'lıların yazdığı... Ateş ederken çıkan o kükürt kokusundan, parçalanmış etten filan bahsediyordu. Meclise temsilci sokabildikleri bu zamanlarda dağlarda ne yapıyorlar, zerre anlamıyorum. Öte yandan, bakalım Öcalan'ı dinleyecekler mi? En çok bunu merak ediyorum.
Dindar olmak, yüzyıllardır yerleşmiş bir düzenin içinde yaşamak ne güzel. Gerçekten, keşke ben de inanabilseydim, bu çok huzur veren bir şey olurdu. Dindarlar için akıl ile inanç hemhâl olmuş vaziyette. Bende ise, gel gör ki, aklım her şeyin önünde!

Friday, January 3, 2025

Cuma Öncesi Notlar - 6

Evin içindeyken insan dışarıyı hissedemiyor. Hava belli ki soğuk, ama ne kadar soğuk? Anlamak için bazen kafamı en yakın pencereden dışarıya uzatıyorum. Biraz kalıyorum öyle, iyi geliyor. Gerçeklikle, dünyayla, yaşamla temas kurmadığımızda uyuşuyoruz ve en önemlisi hayat enerjimiz azalıyor. Libidoyu cinsel istek olarak biliriz, ama Freud'un tanımı daha farklı : İnsanın yaşam enerjisini ve dürtülerini yönlendiren temel güç. Doğaya karışmak, temiz ya da değil ama biraz hava almak, ve bir müddet sakince durmak. Bunlar insana tazelik veriyor, ve yapması hiç de zor değil.

Esad'ın düşmesiyle beraber yeni bir barış süreci daha başlıyor, belli oldu iyice. 1987 yılında yurttaki ranzamda geceleyin karşı ranzadaki arkadaşımla bu konuyu konuşuyorduk : Ne olacak bu Kürt meselesi? Ne çok uzadı, ne çok üzdü bu savaş hepimizi... Daha önceki barış süreci ortodoks sola büyük öfke duymama sebep oldu. Tüm o 'Barış, barış' diyenler nasıl da kıvırmaya başlamıştı! ''Ama şöyle, ama böyle...'' Bitmiyordu 'beğenmemeleri'. Özellikle İHD ve çevresi. 90'lar boyunca onları hep sevmek istemiştim, ama bu mevzuda çok kötü bir sınav verdiler. Neyse, umarım bu sefer başarırız ve biter artık bu kardeş kavgası.
Yağmur'u son zamanlarda çok daha neşeli ve mutlu görüyorum. Bu beni 'gönendiriyor' (Cumhuriyet yazarları çok severdi bu tuhaf kelimeyi). Sebebi de tabii ki hep aynı : Çok iyi anlaştığı, birlikte kütüphaneye gittikleri, çalıştıkları, sohbet ettikleri yakın bir arkadaşı var artık. Kedilerden bir farkımız yok, onlar gibi tek başımıza kalınca sıkılıyor, bir arkadaşımız olunca neşeleniyoruz.