Wednesday, January 21, 2026

Melkumyan maçı

Beklediğim şey sonunda bugün geldi : 2011 yılından kalma sararmış, solmuş bir Agos nüshası. Agos'un kalbimde çok büyük bir yeri var. Hrant orada benim bir yazımı fotoğraflarıyla beraber koca bir yarım sayfaya basmıştı.

Ellerim titreyerek, sevinçle açtım paketi. 

Bu nüshada dünyaca ünlü büyükusta Hrant Melkumyan'la 2011'de oynadığım satranç maçının dostum Sarven tarafından yapılmış bir analizi var. Hem maç hem bu köşeye konuk edilmek benim için harika bir anı oldu   - sportif olarak ise tam aksi; analizde epey hırpalanmışım çok haklı olarak ahaha 🙂 

Sarven bu sayıyı yıllarca benim için sakladı, minnettarım. Böyle şeyler insanı çok mutlu ediyor.




Satrancın Aga Nikid’i

**Eski ama çok sevdiğim bir yazım. Rahmetli Hrant bunu Agos'ta yayınlamıştı.**
Satrancın Aga Nikid’i
İsfahan, nesf’i cihan… Yani, “İsfahan dünyanın yarısıdır”. Zayande ırmağının üzerindeki tarihi köprülerin muntazam taşlarını yüzyıllar boyunca kaç atlının nalları dövdü kimbilir. Si-e-So Pol köprüsünün 33 ayağının arasından akıp giden Zayande’nin bizlere anlatacağı pek çok hikayesi olmalı. Kafamda bu düşüncelerle bir süre yürüdükten sonra Felezi köprüsünden karşıya, Jolfa mahallesine ulaşıyorum; İsfahan’ın Ermeni mahallesi. İşte dar sokaklardan biri daha. Aradığım yeri buluyorum. Kapının üstündeki ışıklı panoda İngilizce ve Farsça ‘Armen Chess Club’ yazıyor. Burası Aga Nikid’in satranç kulübü.
Aga Farsça’da ‘bey’ demek. Girişten birkaç basamak aşağıya indiğinizde derli toplu, temiz pak bir satranç salonu açılıyor önünüze. Görevli hanım hemen girişteki masada; öğrencilerin her türlü evrak, kayıt vs işleriyle uğraşıyor, kantinden de o sorumlu. Tam karşısında ise kırmızı sarı kareleriyle büyük bir satranç panosu bize bakıyor. Orta yaşlı satranç öğretmeni kendisini hevesle dinleyen 8-10 kadar minik öğrenciye açmazın önemini anlatıyor.
Aga Nikid orada rahatça iletişim kurabildiğim tek kişi, düzgün bir İngilizce ile konuşuyor. Ben maalesef hala öğrenemedim Farsçayı. Hoş-beşten sonra isminden bile önce nedense bana ‘Ermeni’ olduğunu söylüyor, ben hiçbir şey sormadığım halde...Ne diyeceğimi bilemiyorum sanki bir kabahatmiş gibi açık edilen bu duruma. “No problem?” diye soruyor... “No, no, it is even better” diyerek şakaya vuruyorum. Azınlık psikolojisi üzüyor beni.
Aga Nikid sıcakkanlı, satranca aşık bir İran Ermenisi, bıyıklı, uzunca boylu; 50’li yaşlarının başında görünüyor. Burayı dört yıl kadar önce kurmuş. Esasen metalurji mühendisi, ama gönlünde hep bu iş varmış, çok para harcadığını söylüyor kulüp için. Aslında bir kulüpten çok bir ‘Eğitim Merkezi’ burası çünkü ders almaya gelen minik öğrenciler dışında pek oyuncu ziyaret etmiyor. Oturma düzeni de ona göre ayarlanmış. Salonu ikiye bölmüşler, iki eğitmen aynı anda ders anlatabiliyor. Öğrenciler kızlı erkekli, neşeyle öğreniyorlar satrancı.
Aga Nikid kendisine ait melez bir eğitim sistemi yarattığını söylüyor. “Nasıl bir sistem bu, Sovyet okuluna mı yakın?” diye soruyorum. “Onun gibi birşey, ama bu benim sistemim” diyor. Kurslar toplam 6 kurdan oluşuyor ve her bir kur için dersler hafta içi 4’ten sonra başlıyor. “Böyle kurlara ayırdım müfredatı, çünkü ebeveynler çocuklarının ilerlediğini görmekten dolayı mutlu oluyorlar, 6 kur olunca da ilerlemek bayağı mümkün!” diyor. Pragmatik bir yaklaşım.
Çaylar gelince kişisel mevzulara giriyoruz. Ben onun gibi kıtlama içemiyorum. Annesi, babası ve bir kardeşi bundan yıllar önce Amerika’nın yolunu tutmuşlar. Sadece o ve kızkardeşi kalmış İran’da... “Sen neden gitmedin?” diye soruyorum. Eliyle sıralardaki çocukları gösteriyor, “Onları bırakamadım, burayı seviyorum ne yapayım?” diyor. Doğu insanının sıcakkanlılığı ve Batı’daki yabancılaşma hakkında bir sohbete dalıyoruz.
İslam devriminden önce İran’da 400 bin kadar olan Ermeni sayısı devrimden sonra 150 bin’e inmiş. Çoğu Ermeni Los Angeles’a gitmiş, orada nerdeyse 1 milyona varan bir İranlı nüfustan bahsediliyor. Evet, bunu duymuştum, ama önemli bir kısmının da Ermeni olduğunu doğrusu bilmiyordum.
Duvarlar Dünya Şampiyonları’nın ve İranlı ustaların fotoğraflarıyla donatılmış. Saçları darmadağın bir Fischer hakkında çıkmış Ermenice bir haber dikkatimi çekiyor, Japonya’daki olmalı. Türkçe öğrenme çabaları nedeniyle bizim de pek sevdiğimiz Ivanchuk’la çekilmiş bir fotoğrafı da var Aga Nikid’in. Sık sık Ermenistan’a gittiğini ve oradaki satranç çevresiyle yakın ilişki içinde olduğunu söylüyor. “Bakma, oralar da karmakarışık” diyor.
Boş vakitlerimde uğruyorum ona bazen...Orhan Pamuk’tan Hrant Dink’e, Ortadoğu halklarının bitmeyen geyiği “biz çok benziyoruz, ama ah şu siyasetçiler”e dek birçok konuda sohbet ediyoruz. Birbirine yıllarca düşman bilinmiş iki kadim milletin evlatları olarak gerçekten de birbirimizi aslında ne kadar iyi anladığımızı düşünüyorum parkın içinden geçerken.
Khaju köprüsünün kıyısına oturup bir sigara yakıyorum; geceye, ve kurtuluşu kendini nehre atmakta bulanlara... (2007)



Thursday, October 2, 2025

Oradan Buradan Şuradan - 1

Arda gol atıyor kimse yanına gitmiyor. Bu çocuğu neden sevmiyorlar? Eminim bir sebebi vardır. İnsan üzülüyor.

Trump'ın Gazze planı kötü, tamam. Peki iyisi var mı? Yok. Hamas zamanla Müslüman Kardeşler gibi yeraltına inip etkisiz kalacak (umarım). Yalancı Blair'in bu işe dahil olmasına sevindim; hiç sevmiyorum onu, ama tecrübesiyle elini taşın altına koyması güzel. Emeklilikte sıkıldı, challenge istedi diye düşünüyorum.

Teniste acayip bir çocuk var, 20 yaşında ve dünya birincisi. Carlos Alcaraz. İzlemesi çok zevkli. Drop-shot dedikleri kesmeleri mükemmel, yakaladıkça izlemenizi öneririm. 

Ayşe Barım davasında Nejat İşler çok güzel konuşmuş. Delikanlı ve samimi bir adam. Tıpkı Zohran Mamdani gibi. Böyle insanların hep solculardan çıkması benim için sürpriz değil. Ey samimiyet krizi içinde yaşayan tüm iyi kalpli insanlar : Beni İnstagram'dan ekler misiniz?

Beşikçi rahatsızlık geçirmiş. Kitaplarının bir bölümünü en kritik zamanlarda, 90'larda okumuştum. New York Yahudileri gibi, bu kadar self-hatred birini bilmiyorum ben... Hoca olmasına rağmen analizleri bana hep çok taraflı gelmiştir. Öte yandan, müthiş cesur biri, o kesin. Konumuzla alakası yok ama, bir kere, onun bir kitabını okurken pencereden bir ışık huzmesi girdi odaya. Hem karanlık odayı hem de içimi öyle bir aydınlattı ki! O anı unutamıyorum. 68 Paris'ine katılanların dediğine benzer şekilde, hissettim ki, bu hayat denilen şey çok güzel olabilir benim için. Oldu mu henüz bilemiyorum, ama acayip bir an idi.

DEM Parti'nin Erdoğan'ın peşinden koşturması, ona balık gözlerle bakması beni üzmüyor, kızdırmıyor. Kürtler ne kadar neyi bekleyebilir ki? Hayat akıp gidiyor, zaman uçuyor. Ne vakit olacak bu çözüm? Anlıyorum onları...

Hafta sonu yıllar sonra bizim lisenin önünden geçtim. Oradan eve giden yol düşündüğümden kısa, çıktığım yokuş hatıralarımdaki yokuştan daha düz geldi gözüme. Kendimi nostaljiye kaptırmamaya çalışıyorum. Mutlu olmak istiyorsan geçmişe takılma, başkalarına bakma derler. Doğru.

Friday, June 13, 2025

IQ ve Satranç Kuvveti

Çeviri metin.

IQ ile satranç gücü arasında bir bağlantı olup olmadığı J Levitt’in “Genius in Chess” isimli kitabında inceleniyor.











1988 yılında Kanada’nın küçük sanayi kasabası Saint John’da etkileyici bir satranç festivali düzenlendi. İki tane büyük ve çok kuvvetli açık turnuva, dönemin Dünya Şampiyonluğu Adayı maçları ile birleştirilmişti (Karpov maçları kazanan 7 oyuncuya dahil olacaktı). İngiliz oyuncular oldukça formda ve keyifli olmaları yanında (Nigel Short ile Jon Speelman rakipleri Sax ve Seirawan’ı perişan etmişlerdi) akşamları da kimi seçkin “konuklarla” beraber (Spassky gibi) şehirdeki restoranları tıka basa doldurup yeme içme partileri düzenliyorlardı. Böyle bir akşam yapılan sohbetlerden birini hatırlıyorum. Birisi Nigel Shorta IQ’sunun kaç olabileceğini sordu. Emin değildi ama çok alçakgönüllüce “130 veya 140 olabilir” dedi. Nigel’ın yardımcısı John Nunn, birazcık çalışmayla bu sayının 160’a çıkarılabileceğini söyledi. Speelman genellikle IQ testlerine pek güvenmezdi, herkes de yapılan pratiğe bağlı bu testlerin yetersizliği konusunda hemfikirdi.

Bu noktada zihnimde bir şimşek çaktı ve ardarda iki test yaparak kişinin kendini ne kadar geliştiğini görmenin IQ için daha iyi bir ölçüm yöntemi olabileceğini düşündüm. Nigel hemen atıldı ve bunun çok kötü bir yöntem olduğunu çünkü ilk testte bilerek kötü sonuç alınabileceğini söyledi. Dediğini anlamam biraz zaman aldı ; demek istediği aradaki farkın bilerek yüksek tutulabileceği, böylece genel testin çok iyi çıkabileceğiydi.

Hızla ve zekice bulunmuş bu yanıttan herkes çok etkilenmişti ve konuşma devam edip gitti. Bu hikaye satranç aklının doğası hakkında önemli birşey anlatıyor – “Şeylerin” içindeki hileleri ve kestirmeden buluşları yakalamada ne kadar iyi olduğunu. Matematikçilerin zihinleri genellikle çok daha az dolambaçlıdırlar – ispat için doğrudan yöntemler kullanırlar.Kadınları peçe giymekten vazgeçirmek isteyen bir Türk reformcu hakkında anlatılan bir hikaye vardır. Peçe takmayı doğrudan yasaklamak yerine (bu matematikçilerin yöntemi olurdu), tüm fahişelerin peçe takmasını zorunlu kılan bir bildirge yayınladı. Bu dolaylı “kurnazlık” amacına ulaşmada işe yarayan yolu göstermesi bakımından satranç oyuncularının da genellikle başarılı oldukları düşünüş biçimini örneklemektedir.Satrançta da aslolan sonuçtur, nasıl elde edildiği değil. Satranççılar birşeyleri deneyerek yapmayı severler, başka insanların çalışmalarını sabırla öğrenerek değil! 

Satranç oyuncuları iyi birer düşünürdürler, ama her zaman iyi öğrenci oldukları söylenemez, birçok üniversite hocasının şaşırarak farkettiği gibi!Kitabın başında, girişten hemen sonra zekanın ne anlama geldiğini tartıştım, ve daha sonra o­nu satranç dahisinin tipik karakteristiği olarak belirledim ; ancak şimdiye dek şu soruyu tam yanıtlamadım : Satranç yeteneği ile IQ arasındaki bağ ne kadar güçlüdür? Bu ikisinin birbirine kuvvetlice bağlı olduğunu gösteren kimi salt sağduyudan kaynaklanan birçok neden var. (0 bağ iki şeyin birbirinden tamamen bağımsız, 1 ise tamamen ilişkili ya da bağımlı olduğunu anlatır. Matematiksel olarak konuşursak, herşey birbirine 0 ile 1 arasında bağımlıdır). De Groot bu sebeplerin bir kısmını ele almıştır, aşağıdaki paragraf o­nun çıkardığı kimi sonuçları özetlemektedir : Uzamsal zeka ?özellikle hareket etme olasılıklarını algılama yeteneği, satranç düşüncesi için açıkça can alıcı önemdedir, tıpkı bilgi sistemi kurmanın (bilginin edinilmesi) ve deneyim (bilginin nasıl kullanılacağı) gibi. Bu sistem hafızada depolanmalı ve iyi yönetilmelidir. Kurallar, analojiler (benzetim) ve işletim prensipleri daima soyutlanabilmeli, uyarlanabilmeli ve geliştirilmelidir (muhtemelen her zaman bilinç seviyesinde değil). 

Satranç düşünüşü, sıklıkla, problemlerin ve alt-problemlerin karmaşık, hiyerarşik yapısını ve böyle karmaşık data yapısını kafası karışmadan algılayabilme kapasitesini, ayrıca amaçları net ve iyi organize edilmiş olarak belirlemeyi içerir ; ve tüm bunlar yüksek bir IQ ile ilişkilidir.Satranç kuvveti ile IQ arasındaki bağa ilişkin kendi denklemimi sunmadan önce IQ skalası hakkında birkaç şey daha söylemek isterim. Daha önce tam doğru olmadan varsayıldığı üzere (evet, yanlış bir varsayımdan her türlü sonucun çıkarılabileceği doğrudur, fakat bu tür yanlış kabullenmeler hiç değilse yaklaşık bir sonuç elde edebilmek için yapılmaktadır) zeka normal bir dağılım takip etmektedir (ortalama 100, standard sapma 15). Peki öyleyse kaç tane gerçekten parlak zekalı kişi vardır? Matematiksel ve istatistiki kabullenmeler şöyle olmalı : 115 üzeri 16%, 130 üzeri 2.3%, 145 üzeri0.13% ve 160 üzeri 0.003%.

Bu İngiltere'de yaklaşık şu kadar insana karşılık geliyor : 130 üzerinde 1,150,000 kişi; 145 üzerinde 65,000 kişi ve 160 üzerinde 1500 kişi. 

Her ne kadar gerçek sayılar daha fazla olsa da, bu sayılar size normal dağılımın işleyişi hakkında bir fikir vermiş olmalı. Değişik zeka seviyelerindeki insanların karakteristiklerine dair genellemeler yapmak çok zordur. ?Kevin of The Teachers? tarafından yazılmış “Matematik Seçeneği” (ilk cilt) kitabı bunu yapmaya girişmiştir. Bu kitaptan alınan aşağıdaki tablo kesinlikle kışkırtıcıdır. Buna göre, yüksek zekalılar arasında yetenek ve özellikler konusunda aşağıdaki gibi bir hiyerarşinin olduğı görülüyor, ve öğretme zekası için bir düzen öneriliyor :













Eğer bu tablo doğru ise, tüm biz 'koşullamalara bağımlılar' umalım ki bu koşullamalar iyi olsun! Okuyucuların büyük bir bölümü haklı olarak öfkelendiklerine göre, 'Levitt Denklemini' sunmanın zamanı geldi. Şunu vurgulamalıyım ki bu denklem birkaç çekinceye sahiptir ve aşırı ciddiye de alınmamalıdır. Levitt Eşitliği Elo ~ (10 x IQ) + 1000 ~ sembolünün anlamı ''uzun çabalar sonucu yaklaşık olarak eşittir''. Bu şu anlama geliyor, IQ'su Y olan bir oyuncu senelerce turnuvalarda oynadıktan ve sıkı çalıştıktan sonra yaklaşık olarak 10Y+1000 değerinde bir ELO'ya ulaşır. Uluslararası sistem yerine İngiliz sistemini kullanmak isteyenler için bunu BCF değerlerine çevirmek gayet kolaydır. Standard çevrimi kullanırsak :

Elo = 8 x BCF + 600

ve bunu Levitt Denklemi ile birleştirirsek şunu elde ederiz (birkaç basit hesaplamadan sonra) : BCF ~ (1.25 x IQ) + 50Bu orjinalinin yuvarlak rakamlarını içermiyor, bu nedenle çekiciliğinin bir kısmını yitirmiş durumda. Peki bu denklemler ne ifade ediyor? Spekülatif dahi olsa, formülün doğru olduğunu kabul edersek birçok sonuç çıkarabiliriz :

1) Dünya şampiyonu olabilmek için (artık 2800'ler gerekiyor), 180 civarında bir IQ?nuzun olması gerekiyor. Birçok dünya şampiyonunun IQ'sunun bu seviyede olduğundan kuşkuluyum. Dart yorumcularının bu sayıyı duyunca bu kadar heyecanlanmalarının sebebi bu olabilir mi?

2) Ortalama zekaya sahip yani Iqsu 100 olan bir kişi, yaklaşık 2000 ELO puanına ulaşabilir. Satranç oyuncularının genel olarak ortalama IQ?dan daha fazlasına sahip oldukları söylenebilir, çünkü satranç oyunu başladıklarında başarılı olanlara daha çekici gelir, bu nedenle “ortalama satranç oyuncusunun” yeterli bir çalışmadan sonra biraz daha yüksek bir seviyeye ulaşması beklenebilir. 3) 2600 ELO'dan yuksek bir eloya sahip kuvvetli GMélerin 160édan yukarı bir IQ”ya sahip olmaları muhtemeldir.4) İngiltere’de 2500’e ulaşacak yeteneğe sahip kişilerin sadece küçük bir bölümü bu seviyeye gerçekten ulaşabilmektedir. Çoğunluk varolan potansiyellerini ortaya koyacak yeterli zamanı asla ayırmamaktadır. 1 Ocak 1996’da ELO listesinde 2500’den yukarı 18 İngiliz oyuncu vardı.Bu bütün toplumda IQ’su 150’den yukarı 24,000 kişi olduğu sonucunu verir (yani, muhtemelen yanlış da olsa, bu binde birden aza karşılık gelir ; genetik zekanın tüm gezegene eşit olarak dağıldığını varsayarsak, bu göstergenin ilgili toplumdaki satranç kültürünün bir karşılığı olduğunu söyleyebiliriz. İzlanda’da ise, tüm gerekli varsayımlardan sonra bile, IQ’su 150’nin üstünde 100 kişi olduğu sonucu çıkar. Öyleyse o­nların en azından yarım düzinesinin 2500'e ulaşması beklenir. Bu yaklaşık yirmide bir eder-İngiltere'den 50 kat daha iyi bir sonuç. IQ'yu bir yana bırakıp yalnızca toplam nüfustaki GM sayısını kıyaslasak daha basit olacak, fakat yine de İzlanda bir dünya şampiyonluğu düzenleyen küçük bir ülkede neler gerçekleşebileceğinin iyi bir örneğidir. 

Öyle görünmektedir ki “doğanın” belirlediği sınırlara yapılan küçük bir katkı büyük bir fark yaratabilmektedir. Kuşkusuz bir kişinin IQ’sunu o­nun satranç ratinginden ölçemezsiniz, çünkü yıllarca süren çalışma ve çabanın önkoşul olma durumu herkes için aynı değildir. Öyleyse, daha önce verilen denklemdeki “~” yerine “<” koymak gerektiği düşünülebilir, yani Elo<(10 x IQ) + 1000. Bu durumda hiçbir önkoşula gerek kalmayabilir, fakat bana öyle geliyor ki bu denklem bizi yanlış yönlendirir, çünkü yeterli motivation olması şartıyla, oyuncuların çoğu muhtemelen bu denklemin öngördüğünden daha yukarı gidecektir. Muhtemelen < (10 x IQ) + 1200 doğruluğu daha kesin bir denklemdir. Levitt denklemine birkaç muhtemel itiraz gelebilir :1) Tüm IQ kavramını karşı çıkıyor olabilirsiniz, çünkü muhtemelen insan zekasının tek bir sayıya indirgenmesinin mümkün olmadığını düşünmektesiniz. Bu fikir bana uzak değil.2) İnsanları sayılarla kıyaslamanın doğru bir tavır olmadığını düşünmektesiniz. Ben bu görüşe tamamen karşıyım. Eğer kesinlikli bir ölçüm mümkün ise bunun yararlı ve iyi bir düşünce olduğu fikrindeyim. Fakat sorun (tehlike) bu işi kesinlikli bir şekilde yapmanın mümkün olmayabileceği. İnsanlar yüksekliği bir sayı ile ölçmeye genellikle karşı çıkmazlar, öyleyse zeka konusunda bu kadar duygusal olmanın alemi ne? Bir arkadaşımın dediği gibi, “küçük şeyleri olan insanlar genelde büyüklüğün önemli olmadığını söylerler!” Evet, tabii ki zekayı kastediyor!

3) Denklemdeki sayıların doğru olmadığı fikrindesiniz, satrancın sayıların belirttiğinden daha fazla veya daha az zeka içerdiğini düşünüyorsunuz. Her iki açıdan da haklı olabilirsiniz, bilemiyorum. Hiç değilse sayılar (10 ve 1000) hatırlaması kolay sayılar. Sanırım bu değerler doğru gibi, büyle düz sayıların olabileceği kadar yani?

4) Eğer bir formül varsa ortada, bunun basit, doğrusal olmaması gerektiğini düşünüyorsunuz. Hemen hemen kesinlikle haklısınız ? Fakat bu sadece bir yaklaşım (approximation).

5) Venezuella Eğitim Bakanı’nın okullarda yapılan satranç çalışmaları sonucu öğrencilerin IQ değerlerinin yükseldiği bulgularına katılıyorsunuz.. Bu mevzuları daha karmaşık hale getirebilir, fakat yalnızca kesin bir netlikle ölçümler yapıldığı konusunda endişeleriniz varsa?

6) Diğer itirazlar : evet, bir iki tane daha önemli sorun var, o­nlar da bu kısmın son bölümünde açıklanacak.


Çeviri : Hakkı Sayın

Yayın tarihi : 2007

Corus (Wijk aan Zee) Turnuvası, Sene 2000

Hafta sonu yolum Amsterdam’a düştüğü için, fırsattan istifade Wijk aan Zee’ye gidelim dedik arkadaşımla. Okunuşu ‘vayk aan zii’. Bu çok kolay değil, çünkü Amsterdam Centraal’dan tren ile Bijweek filan gibi bir ismi olan bir kasabaya gitmemiz gerekti önce. Kuzeyin kaçınılmaz soğuğu iliklerimize işledi tren istasyonunda! Neyse, sora sora WaZ bulunur, biz de istasyon çıkışından, bizim dolmuşlar gibi bir sistemle çalışan Trein Taxi’ye binmemiz gerektiğini öğrendik. Sürücü bir kadındı. Çok kısa bir mesafe, yaklaşık 5 dakikalık bir yol, ve işte doğru zamanda doğru yerdeyiz! Wijk aan Zee’de! WaZ küçük bir köy. Corus çelik fabrikası hemen yakında, kiremitten devasa bacalarını görmemek imkansız.

Hafta sonu yolum Amsterdam’a düştüğü için, fırsattan istifade Wijk aan Zee’ye gidelim dedik arkadaşımla. Okunuşu ‘vayk aan zii’. Bu çok kolay değil, çünkü Amsterdam Centraal’dan tren ile Bijweek filan gibi bir ismi olan bir kasabaya gitmemiz gerekti önce. Kuzeyin kaçınılmaz soğuğu iliklerimize işledi tren istasyonunda! Neyse, sora sora WaZ bulunur, biz de istasyon çıkışından, bizim dolmuşlar gibi bir sistemle çalışan Trein Taxi’ye binmemiz gerektiğini öğrendik. Sürücü bir kadındı. Çok kısa bir mesafe, yaklaşık 5 dakikalık bir yol, ve işte doğru zamanda doğru yerdeyiz! Wijk aan Zee’de! WaZ küçük bir köy. Corus çelik fabrikası hemen yakında, kiremitten devasa bacalarını görmemek imkansız. Turnuva büyük bir spor salonunda düzenleniyor, De Moriaan. Acar muhabiriniz binanın önünde bir fotoğraf çektirmeden duramadı elbet.
A person standing in front of a chess board

AI-generated content may be incorrect.

Binadan içeriye girdiğinizde, 60 küsur yılından bu yana orada oynamış birçok ünlü satranççının resmi karşılıyor sizi.


A room with chairs and a sign

AI-generated content may be incorrect.

Eğer gözümden kaçmadıysa, ki tüm dikkatimle baktım, Kasparov yoktu resimlerde. Organizatörlerle sürtüşmesinden olsa gerek. Ama Botvinnik, Spassky, Tal gibi birçok efsane orada. Genç bir Karpov ile kendi gezegeni olduğu öne sürülen Ivanchuk da. 

A group of people sitting at tables

AI-generated content may be incorrect.

 

Girişte solda geniş bir café-bar var, birçok oyuncu maçtan önce oraya takılıyor. Topalov mesela, orada bana yıldırım teklif etti ve 2-0 zımbayı yedi. Yoksa çok mu içmiştim?


A group of men playing chess

AI-generated content may be incorrect.

Maçların başlamasıyla birlikte geniş spor salonunun balkon kısmına çıktım. Sanki tüm Avrupa satranç oynuyordu! Açık turnuvanın düzenlenmekte olduğu (katılım 17 Euro) ana salonu çevreleyen yan kısımlarda GM A, GM B ve GM C grupları oynanıyor. GM A grubu fotoğrafta en uzakta olanlar, büyük piyon resminin altındakiler. 
A large group of people at a chess game

AI-generated content may be incorrect.

Tek bir salona da mahkum değilsiniz üstelik : isterseniz maçları Kramnik ve Anand’ın 5 m yakınındaki ekranlardan o­nline izleyebilir, ‘biraz analiz takılalım’ derseniz GM’lerin fikirlerini hemen yakındaki diger salona gidip espriler eşliğinde takip edebilir ve sıkıldığınızda da her daim café-bar aleminde maç yapabilirsiniz. Bir satrançsever için tam bir şekerci dükkanı yani!

A person giving a presentation to a group of people

AI-generated content may be incorrect.

Biraz da GM A grubu izlemimlerimi aktarmak isterim, ne de olsa o­nlar bizim pop starlarımız. Ancak, fotograf yok çünkü flaşlı çekim yasak ve teknik bir sorundan dolayı flaşsız fotoğraf çekemedim. Sadece en sonda Anand’ın kazancını belgeleyebildim, o­nda da hakem beni uyardı çünkü Kramnik’in maçı devam ediyordu. Her neyse, oyuncular hamlelerini yaptıktan sonra hemen kalkıp kendilerine ayrılan kısımda yürüyüş yapıyorlar. Bu bana ilginç geldi çünkü genelde rakibin hamlesini hiç oturarak beklemiyorlar. Birşeyler içmek serbest oynarken; mesela Kramnik kola (yoksa kahve miydi? anlayamadim pek), Leko su içiyordu! Ben tüm bu oyuncuları internetten filan takip ediyorum, ama canlı görmek bir hoş oluyor. Timman mesela, accaip şişman, ve ‘large’ bir adam; gömleği pantolonunun dışına sarkmış, salaş ile modern arası bir görünümü var. Çok çok göbekli ve adam bayaa alkolik galiba. Svidler da şişman, sevimli görünüşlü biri, kulağında küpe var, ve deli gibi yürüyor her hamlesinden sonra. Seyircilerin yakınındaki B grubunda oynayan Bulgar kadın oyuncu ayağa kalktığında ise birçok izleyicinin ekranlara bakmaya ara verdiğini tahmin edebilirsiniz! Kendisi A ve B’deki tek kadın oyuncuydu. Akşam, orada geçirdiğimiz büyüleyici saatlerden sonra dönmek zorunda olmak üzücüydü biraz. Bir Corus tişörtü aldık, ben Medium, arkadaşım XXL; trein-taxiyi telefonla çağırdık, ve gelecek yıl Açık Turnuva’ya katılma hevesiyle Amsterdam’a geri döndük (Wijk aan Zee tabelası üstte!)

A car with a sign on it

AI-generated content may be incorrect.

Tek bir salona da mahkum değilsiniz üstelik : isterseniz maçları Kramnik ve Anand’ın 5 m yakınındaki ekranlardan o­nline izleyebilir, ‘biraz analiz takılalım’ derseniz GM’lerin fikirlerini hemen yakındaki diger salona gidip espriler eşliğinde takip edebilir ve sıkıldığınızda da her daim café-bar aleminde maç yapabilirsiniz. Bir satrançsever için tam bir şekerci dükkanı yani! Anand Shirov’a karşı kale oyunsonunu kazanmıştı; ancak Kramnik-Zhang maçı hala sürüyor olmalıydı.  

Close-up of a chess board with a sign

AI-generated content may be incorrect.

Yayınlanma tarihi : 2000