Saturday, March 26, 2022

Acı Tatlı Hatıralar -2

Hüseyin Dayım

"Hoş geldin oğlumuz" diye karşılamıştı annem onu. 80 Şubat'ında siyah paltosuyla bizim evin kapısında ayakta durduğu o sahneyle hatırlıyorum dayımı en çok. 20 yaşında, uzun boylu, çelimsiz bir oğlandı.

Babam onunla geceler boyu 'memlekette nasıl bir sol olması gerektiği' üzerine tartıştıklarını, bir türlü uzlaşamadıklarını anlatırdı. Dönemin atmosferinde bir devrimci ile bir Ecevitçi'nin anlaşması da pek görülen bir şey değildi zaten.

Biz yeğenlerini çok severdi. Oyunlarımıza katılan bir büyük : İşte buna bayılırdık. Bir gün ben divanda Tarkan okurken yanıma geldi. Sezgin Burak'ın meşhur dergisi. "Okuma bunu, faşist bu adam" dedi. Şaşırmıştım, çünkü seviyordum o dergiyi. Birkaç gün sonra abimle beni gezmeye çıkardı. Hazırlanırken ikimizin de eline değişik renklerde kalın pastel boyalar vermişti. Dere kenarlarında, uzaklardaki kavak ormanlarında dolaştık. Etrafta kimseler yoktu. Sulama kanallarını görünce dayım hareketlendi. "Gelin buraya". Kanaletlerin duvarına o ne derse onu yazıyorduk : "Sen 'Tek Yol Devrim' yaz!" Yazıyordum. "Sen 'THKP-C' yaz". Yazıyordu abim. 

Yorulduk, otların üzerine oturduk. O anlatıyor, biz dinliyorduk. Cebinden baş tarafında halka olan orta boy bir şiş çıkardı, onunla toprağa rastgele bir şeyler çizdi. O sırada yolda kasabadan birinin oğlu belirdi, arabasıyla. Uzaktaydı biraz. Elindeki şişi kullanarak "Bakın, bu elektrikçi Osman. Faşist bu." diye bize işaret etti.

Yem çuvallarını, bozuk sulukları filan koyduğumuz kulübenin duvarına dayımın kocaman harflerle sloganlar yazdığını görünce babamın kızdığını hatırlıyorum. Yine de kimse ona pek ağır laf etmezdi, alınırdı hemen. Ayrılırken anneme "Abla, belki de bu seni son görüşüm." demişti. "Deme öyle Hüseyin." Her seferinde biraz küs giderdi.

80 darbesinden birkaç ay sonra köyde bir ağacın altında dinamitle kendini patlattı. Onlar cenazeyle ilgilenirken ben dedemlerin çiftlik evinin küçük penceresinden olan biteni izliyordum. Çocuktum; top oynamak, dergi okumak, okula gidip gelmekten ibaretti hayat benim için. Pencereden dışarıya bakarken ilk defa varoluşa dair kederli bir şeyler hissettim.

Kitaplarını biz aldık, eve getirdik. Sonraları hepsini tek tek karıştırdım; dönemin ruhuna uygun bir sürü sosyalizme giriş kitabı... 20 yaşında hayatın yükünü sırtlamaya kalkan, bu yükün altında ezilen gencecik bir adam. Yaşasaydı onu daha da çok severdim diye düşünmek hoşuma gitti hep.

Acı Tatlı Hatıralar -1

Steyşın Reno

Ortaokula tek başıma bizim steyşın arabayla giderdim bazen. Verirdi babam. Nasıl bir cesaretle bunu yaptı, yapabildi, hâlâ çözemiyorum. Şoför koltuğunda yolu görebilmek için kafamı epey kaldırmam gerekirdi.

Ortaokul ile lise aynı binadaydı. Arabayı okulun girişine, yüksek merdivenlerin altındaki alana park edip sınıfa çıkardım. Öğretmenlerin arabaları da orada olurdu. Kimse bir şey demezdi; o kadar mı 'köylük'tü acaba Bigadiç o vakitler? Bir-iki kız arkadaşa onları evlerine bırakmayı teklif etmiştim. Oysa utangaç bir çocuktum. O coşmuş duygulara karışan mahcubiyeti çok iyi hatırlıyorum hâlâ.

Babam bir haftalığına İstanbul'a gittiğinde araba tamamen bende kaldı. Birkaç arkadaş harçlıklarımızla Petrol Ofisi'nden benzin alıp kasabada gezmeye başladık. 13-14 yaşlarındayız. Kanal boyunun arkasındaki tozlu yolda güzel güzel giderken birden karşımıza polis arabası çıktı. Adamlar önce bizi fark etmediler, sonra tam yanımızdan geçmek üzereyken direksiyonda bir ufaklık olduğunu görünce yolu kapatmak için hızla hamle yaptılar. Epey toz kalktığını hatırlıyorum. Allahım, o kalan daracık boşluktan nasıl geçtim, sonra tam gaz nasıl topukladım bilmiyorum. Çılgın bir şeydi. Bizim çete ile bir yere sığındık, ama bir yandan da heyecanla analiz yapıyoruz. Polislerin peşimizde olmadığını anladığımız o yarım saat bir asır gibi sürdü. Çok eğlenceliydi her şey; sanki bir gangster filminin kahramanlarıydık.

Bazen babam yanımdayken de kullanırdım arabayı. Kasabanın dışındaki evimize giden toprak yolda inekler, hindiler filan olurdu. Bir düzine hindi yolda yayılmış dolanırlarken o gün hızımı ayarlayamadım ve süratle içlerine daldım. Babamın "Yavaş!" demesini iyi hatırlıyorum. Biraz daha gittim, dikiz aynasına baktım. İki tane zavallı hindi yolun ortasında çırpınıyordu. Babam sakince çıktı, tanıdık olan hindici ile konuşup paralarını ödedi. Beni azarladığını hatırlamıyorum, ama çok utanmıştım.

Perşembe günleri annemle kasabanın pazarından aldıklarımızı eve getirirdik. Yavaş sürerdim, gene de uzun yol çabucak biterdi. Ne kadar sevinirdi annem...

Notlar -Mart'22

Rusya'nın Ukrayna işgali uzun zamandır herhangi bir şeye tepki vermeyen ruhumu epey sarstı. Her olayda olduğu gibi, bunda da 'usual suspects' beklendiği gibi rezil tepkiler verdi, başta Grup Yorum olmak üzere. 1988'de, daha 18 yaşındayken okulun yurdunda büyük bir sevgiyle bağlanmıştım Yorum'a, özellikle 'Sıyrılıp Gelen' şarkısına. Hâlâ da çok severim onu. "Ve yırtılmış bir tül gibi savrulup duruyor zaman". Sonra, Cesaret albümündeki birbirinden güzel o şarkılar... Peki bu adamlar, bu kadınlar ne zaman bu kadar ahlâksız oldu? Ne zaman ölüm orucuna alkışlarla kurbanlar vermeye çalışan, aşağılık tiranları destekleyen canlı birer kadavraya dönüştüler? Buna tekrar tekrar üzülüyor olmamın sebebini Ahmet Telli'nin o nefis sözlerinde ve Metin Kahraman'ın müthiş bestesinde arıyorum.

Yağmur'la yolda İngiltere Kraliçesi'nin 98 yaşında olmasından, Bertrand Russell'ın kendi 'obituary'sini yazmasından sonra 30 yıl daha yaşamasından, ve bizim köyde 100 küsur yaşında olup "Neden ölmüyom ben be?" diye hayıflanan yaşlı kadından bahsettik. İç sıkıcı gibi gözükse de güzel bir sohbet oldu. "Baba keşke Tanrı o kraliçenin ömründen biraz alıp Orhan Veli'ye verseydi" dedi, Yağmur. Vay canına! "Bir oğlum olsaydı adını Orhan Veli koyardım." dedim. Sonra Aysun'un bunu asla kabul etmeyeceğini düşünüp beraberce başka isimler aradık. Morali gittikçe daha da yerine geliyor kızımın. Bu kadar zor  fiziksel/psikolojik hallerdeyken derslerinde elinden geleni yapıyor olması beni çok mutlu ediyor. Ona LGS deneme sınavlarında kötü not almasının önemli olmadığını, LGS'nin hatta üniversite sınavının bile uzun hayat yolunda aslında bizzat birer deneme sınavı olduğunu söyledim. Bu buluşum o sırada hoşuma gitmişti ; şimdi ilginç gelmedi nedense. Çocuklar streslerini azaltan böyle yorumları seviyorlar.

Twitter'da açık açık Rusya'nın işgalini destekleyen Ukrayna kökenli ünlü bir Rus satranççıya dayanamayıp bissürü cevap yazdım. Ahlâksızlık her yerde. Sevimli biri gibi gelirdi hep bana oysa. Öte yandan birçok Rus satranççı açık açık savaşa ve işgale karşı tutum takındı. Ukrayna başkanının komedyen olmasına referans verenlerden de tiksiniyorum; sanki komedyen olmak ayıp bir şeymiş gibi... İnsanların bazıları ağızlarını açtıklarında ele veriyorlar kendilerini; takım elbise giydiğinde 'adam' sanıyorsun.



Notlar -Şubat'22

Son aylarda hiç kitap okuyamıyorum, işlerim çok yoğun. Öte yandan, muhteşem bir dizi buldum kendime, tüm sezon ve bölümlerini bitirdim : https://diziwatch.net/curb-your-enthusiasm-1-sezon-1.../ Larry David New York'lu bir Yahudi, tam benim kafama göre bir adam (benden bile daha narsist). Seinfeld'in arkasındaki kişi, aslında. Curb'de son zamanlarda hiç gülmediğim kadar güldüm, bana çok iyi geldi.

Yemek yaparken, bulaşıkları toparlarken artık hep türkü dinliyorum, başka bir şey dinleyemez hale geldim. Davut Sulari'nin bu kadar az bilinmesi inanılmaz bir şey. https://www.youtube.com/watch?v=gq4Eu3s1z0c... Arif Sağ onu çok övdüğü için bir söyleşide rast gelmiştim, söylemeye utanıyorum ama ben de onu böyle keşfettim. Otantik ve 'kaba' tarzına hasta oldum. Bonus olarak da özellikle intro'suna bayıldığım muhteşem bir Arif Sağ icrasını ekliyorum : https://www.youtube.com/watch?v=pMRN7cxSUD0... (Gerçi "saçlarda yüz" nasıl oluyor çözemiyorum ama oraya takılmamayı seçtim.)

Yağmur LGS hazırlığında yavaş da olsa vites yükseltiyor. O kadar büyük ameliyata rağmen onu arzulu görmek hoşuma gidiyor. Onunla sık sık felsefe, edebiyat, Tanrı vs konularında konuşuyoruz, bazen hızımızı alamayıp İngilizce'ye geçiyoruz. Çok ukalâca bir cümle ama bunu yazmak hoşuma gidiyor. Onun İngilizce konuşurken daha da arttırdığı el kol ifadelerini izlemek varoluşsal olarak beni çok iyi hissettiriyor. Kitap okumayı seviyor ; benim gibi tam bir 'Çavdar Tarlasında Çocuklar' manyağı olmasına için için seviniyorum.