Sunday, May 30, 2021

kadercilik

"kadercilik anlayışı hep mazlumu pasifize ediyor. büyüğe saygı, fakirliğin yüceltilmesi, kadının susturulması, adaletin ahirete bırakılması. böyle yönetmek anlaşılan daha kolay."


bisiklet

koltukta uyur uyanık bir hallere düşüyorum bazen. o zaman, tel aviv'de çalınan güzelim trek marka bisikletimle netanya'ya akşam karanlık çökmek üzereyken cellcom'dan otele döndüğüm yolun imgesi geliyor aklıma.

kulağımda kimi zaman bob marley'in redemption song'u, kimi zaman livaneli'nin 'dağlara küstüm ali'si. gidonu sağa ya da sola yatırarak kaldırımın ortasındaki yarısı eğilmiş, büyük ama alçak ağacın yanından geçmek hoşuma gidiyor. ali'ye e.'nin üzüntüsü eşlik ediyor. bir insan bunu nasıl yapabilir? üzüntü kalbimi sıkıştırıyor.

bisikletle botanik parkının içinden geçiyorum. her yer kuş pisliği; kesif bir koku. kapıdan çıkıyorum. yolun zorlu kısmı bitmiş, ve artık aşağıya doğru akış başlamış.

***

koltukta uyuyakaldığımda ara ara imgeler hücum ediyor zihnime. bir pastane var, gidip kahvaltı için ay çöreği alıyorum. zürih olmalı.

Saturday, May 29, 2021

Öğleden Sonra Aşk -Eric Rohmer

Rohmer'in 'Altı Ahlak Hikayesi' serisinin son filmi-ymiş.

Rahatça izlenen bir film; ne var ki hiç patlamıyor ve çözüm kısmı epey zayıf kalıyor. 

İlk başlardaki iç sesin mırıldanmalarını sevdim. Özellikle kent hayatına dair birkaç güzel fikir vardı. Bir de, yaşımdan dolayı, 1970'li yılların Paris'ini, o döneme ait nesneleri, eşyaları filan görmek hoşuma gitti.

Bu filmle ilgili kazak-gömlek simgesinden evrimsel psikoloji mevzularına dek birçok analiz yapılmış. Ben filmlerde, kitaplarda bu şifre çözme işlerine ısınamadım. Bir esere yaklaşırken tempoya, senaryonun gerçek hayattaki karşılığına, düğüm ve çözüm kısımlarının ne kadar güçlü olduğuna odaklanıyorum esasen.

Kötü film değil; diğerlerini de izlerim. Öte yandan, izlenmesi şart da değil.

Chloe: -Şehri sevmemin nedeni de bu. İnsanlar ortaya çıkar, sonra kaybolur. Onların yaşlandığını pek göremezsiniz.




Saturday, May 22, 2021

Kirazın Tadı -Kiarostami

İkinci kez izledim, çünkü tamamen unutmuştum bu eseri. Abbas babanın "Rüzgâr Bizi Sürükleyecek" filmini bitirince buna da girişeyim dedim.

Altın Palmiye alacak kadar güzel değil ; hatta biraz sıkıcıydı. Yaşlı adam Bedii beyi güzelce ikna etti ama senaryo beni hiç ikna etmedi. Sinemasal bir tad var filmde, bir şey demiyorum; ama ne ciddi bir arka plan söz konusu ne de bütün bu olan bitene dair bir açıklama çabası. Sondaki twist'i de tam manasıyla çözebildiğimi söyleyemem, gerek yoktu bu "film içinde film" kutularına.

Roger Ebert çok sert eleştirmiş bu yapıtı; açıkçası pek haksız olduğunu düşünmüyorum. Entelektüel bir zorlama söz konusu bu filmde.




Her Şey Bağışlandı - Mia Hansen-Løve

İzlemesi zevkli, ancak epey sorunlu bir film. Başroldeki aktörün oyunculuğu ikna edici değil. Ufaklığın büyümüş halini oynayan genç kız da bir fecaat. Genç anneyi oynayan kadının en sonraki "üzerinden hayat geçmiş hali", birçoğumuzun hissettiği "ulan hayatım neydi ne oldu ya" hissiyatını ilettiği o kısım çok etkileyiciydi. 

İlk film olarak çok kötü değil.




Thursday, May 20, 2021

DNA- Maïwenn

Maiwenn'in filmlerini izlemek zevkli oluyor, bunda yer yer sıkılsam da genel olarak yine bir seyir zevki aldım. Aile içi ilişkilerde dışardan bakan bir gözün anlayamayacağı gerilimler, birbirine sinir olmalar, herkesin ortamlara bagajıyla gelmesi vs. gayet iyiydi. Hele bizim kızın annesiyle nehir kenarında yaptığı o varoluşsal tartışma çok gerçekçi, çok sertti. Bayıldım oraya. Ne yazık ki sonrasında hiçbir ikna ediciliği olmayan bir yola saptı ve kendi kendini imha etti film.



Tuesday, May 18, 2021

Rüzgâr Bizi Sürükleyecek -Kiarostami

Uzun zaman sonra Kiarostami'nin bir filmini izledim. Daha önce aklımda pek bir iz bırakmayan Kirazın Tadı (yeniden izleyeceğim) ve epey beğendiğim 10 (Ten) filmlerini bitirmiştim. Uzun, bitmeyen sekanslar çeken bir film yönetmenini anlattığı bir eseri daha vardı, onu da izlemiştim ama neydi şimdi çıkaramıyorum. "İnsanların benim filmlerimde uyuması hoşuma gidiyor, demek ki kendilerini rahat bırakıyorlar." gibi bir cümlesi var. Hakikaten de bazen uykunuz geliyor onun filmlerinde, bu iyi mi kötü mü bilemiyorum. Ne var ki çok büyük bir yönetmen, çok! Bu arada, filmin isminin doğru çevirisi "Rüzgâr Bizi Taşıyacak" olmalı. Anlam farklılaşıyor böyle.

Ölmeden önce hasta yatağında Abbas babaya Muhsin Namju şarkısının çalındığı ve çok sevdiğim bu videonun linkini de koyayım ; İranlılara dair çok şey anlatır : https://www.youtube.com/watch?v=rPEiSGw_qGs...

Sadede gelirsek, bu filmi sevdim. Sekanslara, diyaloglara ve kameraya bayıldım. Temposu bazı kısımlarda daha hızlı olabilirdi; mesela 'mühendis'in tepeye her seferinde dört çekeriyle bizi de çıkarmasına gerek yoktu. Neden tempoyu birazcık olsun arttırmıyor bu auteur'lar anlayamıyorum.

Bunun dışında, bir Van Gogh tablosu gibi manzaralar, karanlıkta inek sağan ve yüzünü göstermeyen genç kız sahnesi (mükemmeldi), orada okunan şiir, atarlı (ve çok şirin) kahveci kadın, çocuk Ferzad'ın sağlam karakteri, mühendisin kâh bencilliği kâh yardımseverliği, öğretmenin köydeki erkeklerin işsiz kalma stresini nefis anlattığı o anekdot... Hepsi çok iyiydi. Beni o köyde hissettirdi. Başrol oyuncusu muhteşem bir performans çıkarıyor. Tabii herkese göre değil, birçok kişi sıkılır bundan, ama sevenler için gerçekten de kendinizi bırakmaktan hoşlandığınız bir seyir zevki veriyor film.

NBC'nin kimi bakış açılarını, sembolleri, fikirleri Kiarostami'den aldığını düşünüyorum artık. Her neyse, sanırım MUBI'deki en iyi filmlerden biri bu.





Saturday, May 15, 2021

Lorna'nın Sessizliği - Dardennes

Dardenne kardeşleri seviyorum; filmlerindeki tempo hoşuma gidiyor. Kamera da yeterince hareketli ve 'orada olmanızı' sağlıyor. Yine de onların sinemasında bana geçmeyen bir şeyler var. Daha önce izlediğim Rosetta ve The Child'da olan sorun bu filmde de karşıma çıktı : Sahneler (sekans?) arasındaki atlamalar çok büyük ve asla ikna edici değil. Son analizde, Lorna'nın ormanda ne işi var? Neden birden kafayı yedi? Nasıl oldu da 'keş' onda böyle büyük bir etki bıraktı da her şey altüst oldu? Bu soruların cevaplarını vermiyorlar, üstelik ipucu bile yok. Onların filmlerini izlerken kendimi her seferinde ikna edilmek için yalvarırken buluyorum.




Thursday, May 13, 2021

Uzun Kız (Beanpole) - Balagov

Günlerce, günlerce uğraştım bu yavaş ve sıkıcı filmi bitirmek için. Gerçekten acı çektim. Keşke daha ilk yirmi dakikada bıraksaydım. Cannes kandırdı beni.
II. Dünya Savaşı sonrasının acıları, ızdırapları, yalnızlık, kadınlık, sakatlar, ölümün hayata tercih edilmesi... Hepsine eyvallah; ancak, bir film ne sadece renktir, ne hikâyedir, ne de karakterdir. Bir film tümünün 'doğru tempoda' harmanlanmasıdır. Simya işidir, tüm diğer sanatlar gibi.
Bu filmdeki temel problem sürekli bizim onu izlememizi talep ediyor olması. Oysa kendimizi ekranda kaybetmeliyiz biz. Yönetmen sinemasının kötü örnekleri hep bunu yapıyor, ricacı davranıyor. Cannes'da şunu almış, bunu almış... Sıkıldım ve beğenmedim.
Artistik renklerinle beni kandıramazsın Balagov!






Monday, May 10, 2021

Diziler, Filmler...

Aynen Aynen -Dizi

Blu TV'de izledim bunu. Her biri 5-10 dk civarı süren, cinselliğe dair herkeste olan 'iç düşünceleri' komedinin temel malzemesi olarak kullanan bir Türk dizisi. Oldukça sansürsüzler o konuda, farkı da bu. 5 sezonun 3'ü komikti, ben çok çok beğendim. Epey bölüm izledim bir oturuşta. 4. sezondan itibaren başroldeki erkek oyuncu ve yönetmen değişmiş ve sıkıcı bir dizi haline gelmiş. Ondan sonrasını da izlemedim zaten.

Doğu -Dizi
Bu da Blu TV'de. Doğu Demirkol'u seviyorum ama benden başka da çevremde onu seven birini görmedim. Biraz sevimsiz halleri var gerçekten.. Dördüncü bölüme kadar fena değildi, sonra Doğu'nun kendi hayatını anlattığı bu gereksiz dizinin kurşunu bitti ve patinaja girdi. Ben de bıraktım. Varoş mühendis rolünde yardımcı oyuncu bir genç var, o nefis oynuyor, ona bayıldım. Geyik için izlenebilir belki.

Roma Açık Şehir -Rossellini
Günler süren acı çekme seanslarından sonra yaklaşık ortasında yarım bıraktım. Savaş üçlemesinin filmlerinden biri; 'Almanya Sıfır Yılı' ile kıyaslanamayacak kadar sıkıcı bir film.

Climax - Gaspar Noe
Büyük bir çabayla bir miktar izleyip yarım bıraktım. Dansçılar var, tamam, güzel; fakat konu ilerlemiyor. Çok sık 'cut' var. Bu tür yenilikçi şeylere çok da açık değilim sanırım. Bu Gaspar'ın 'Love'ına da takılmıştım, izlerken utandım. Benden uzak Allah'a yakın olsun.

Bartu Ben

Blu TV'deki en güzel dizi olabilir. Bazen temposu epey düşse de genel olarak çok zevkle izledim. 10 bölüm, tek sezon. Bartu'nun senaristliğine de şapka çıkardım, diyaloglar, kurgu filan çok iyi.



Mon Roi (Prensim) - Maiwenn

Cannes'da yarışmaya katılıp en iyi kadın oyuncu ödülünü kazanmış. Çerezlik bir film; izlemesi zevkli sayılır ama biraz uzatılmış. Aşk, meşk, 'deli oğlana/adama' duyulan tek taraflı tutku vs... Benim hoşuma giden şey kadının rehabilitasyon merkezinde o gençlerle takılırken kendini ne kadar iyi hissettiği idi. Orası güzel, ferahlatıcıydı. Oyunculuklar çok başarılı. Öte yandan kurgusu çok hızlı yapılmış, küt küt ilerliyor; karakterler pek derin çizilmemiş, vs... Auteur filmi değil tabii ; bir şişe şarap açıp geyiğine izlenebilir.

"Gün gelir birine tüm kalbini açar, aşık olur, seversin; ama o seni aşağıya çeker ve tüketir."




Mezuniyet - Cristian Mungi

"Memleket battı, bari çocuklar yurtdışında okuyup yırtsınlar" teması üzerinden esasen etik hakkında bir auteur filmi. Bu filmle Mungui'ye Cannes'da en iyi yönetmen ödülü vermişler. Bana göre hak etmiyor.

Artık filmlerin konularıyla ilgilenmeyi tamamen bıraktım; bu filmi izlerken düşündüğüm şey şu oldu : NBC'ye verseler, mesela, bu senaryoyu... Bir kere diyalogların arasını detaylarla nefis bir şekilde doldururdu. Sahneler biraz nefes alırdı. Sonra, "hayat kokusu" verirdi tüm oyunculuklara; teatrallik ortadan kalkardı. Herkes robot gibi, diyaloglar da (incelikli olacağım derken) çok sıradan.

Kötü değil gene de o kadar. Zaten artık anladım, MUBI'de çok iyi ve çok kötü film pek yok. Genelde averaj.




Saturday, May 1, 2021

Almanya, Sıfır Yılı -Rossellini

Haneke'nin listesi üzerinden buldum bu filmi, Youtube'de var. 1948'de çekilmiş bir İtalyan filmi. Konu ise savaştan sonraki Almanya. Berlin'in yıkılmış binaları içinde bir çocuğun peşinden anlatılan nerdeyse belgesel diyebileceğimiz nesnellikte bir film. Açlık ve yoksulluk her tarafı sarmış; ve tahmin edilebileceği gibi ahlak da epey zorlanıyor filan...
Filmi herhalde on günde ancak bitirebildim, halbuki sadece 73 dakika uzunluğunda. İtalyan Yeni Gerçekçilik'in böyle bir problemi var : Sıkıcı! Öte yandan, izlediğim için mutluyum, çünkü Alman halkının, milyonlarca Nazi askerinin 'yeni' hayatını, o büyük travmayı nasıl yaşadıklarını film iyi anlatıyor. Dindarlığa çağrı niteliğindeki o kilise müziği biraz çiğ kalmış; bir de, Nazi'leri gömmek amaçlı pedofili eklemeye gerek yokmuş.
Sinema tarihinde önemli yeri olan bir film bu. Sebeplerinden biri de şu bana kalırsa : Yıllar önce bir oyun izlemiştim; Romeo ve Juliet ile ilgili. Bu ikisi meğer aşk uğruna ölmemişler, üstelik evlenmişler! Onların evlilik hayatını anlatan bir komediydi. Biz de genelde hep savaş ve kahramanlık filmleri izledik, ama 'Peki sonra?' diye soran fazla bir şey göremedik; işte bu film bu önemli soruya Almanya ve II. Dünya Savaşı bağlamında güzel bir cevap olmuş.