Monday, April 18, 2022

Acı Tatlı Hatıralar -4

İnce Memed

Okullar kapanınca Tabakhaneler Mevkii'ndeki arkadaşlarım tarlaya gitmeye başlardı. Çamlık'ta top oynamaya kimse gelmiyordu artık. Gidip kendi kendime ağaçlara birkaç küskün şut atar, üzüntüyle eve dönerdim. Allah'ın cezası yaz günleri gene başlamıştı işte... 'İkindi olsun da maç ekibi tarladan dönsün' diye bahçedeki asmanın altında saatlerce oturup beklerdim. Akşam ezanı saatinde önümüzdeki toprak yoldan geçen arkadaşlarım benimle ilgilenemeyecek kadar yorgun olurlar, dosdoğru evlerine giderlerdi. İçimdeki sıkıntı daha da büyürdü o zaman...
Okumaya böyle böyle başladım galiba, bir mecburiyetten. Çizgi romanlar, Kumbara, Miliyet Çocuklar; hepsi zamanı unutmak için ilaç gibi geldi bana. Çelik Bilek'in ikisi de birbirinden tuhaf 'abi'leri, her seferinde ana rahmine döner gibi Kulver kalesine dönen Yüzbaşı Tom filan hoşuma gitmişti. Yalnız, değiş-tokuşlar sayesinde öyle çok okumuştum ki bunları, artık beni kesmemeye başlamıştı.
Bir gün evi kurcalarken arka odadaki yüklük çekmecesinde bir sürü kitap buldum. Çetin Altanlar, Uğur Mumcular, Güneş'in Katli, Nazım'ın tiyatro oyunları, romanlar... Babam ne zaman almıştı bu kadar kitabı? Birçoğunun sayfaları eskimiş, kapakları sararmıştı. Bir tanesinde kocaman bir at kafası vardı; basit ama etkileyiciydi.
İnce Memed o yaz tatilinde elimden düşmez oldu; girişteki vişne ağacına sırtımı yaslıyor, tulumbanın dibindeki basamaklarda oturuyor, ve sürekli okuyordum. Hava çok sıcaktı ama kimin umrunda! Canım sıkılırsa bahçedeki elma ağaçlarını geçip beni kimselerin göremeyeceği bir duvar dibine yerleşiyordum. Annem bağ bahçe işlerindeki yeteneksizliğimi ve isteksizliğimi gördüğü için artık pek ses etmez olmuştu.
Bütün yaz tatilini kitap okuyarak geçirdim. Adsız Ülke, Güneşi Görüyorum, Kızgın Ova... Aklımda en çok İnce Memed kalmış. Abdi Ağa'ya öfkem her sayfada artıyor, Memed'in nasıl bir genç olduğunu gözümde canlandırmaya çalışıyordum.

Hatçe'nin ateşin yanına serdiği giysileri kuruduğunda, ve Memed peşindekilerden kurtulduğunda ben de büyümüştüm.


Sunday, April 10, 2022

Acı Tatlı Hatıralar -3

Sayın Çıkmazı, No:5

Tavukhane'den yürüye yürüye dedemlerin kasabanın ortasındaki evine gitmek tam bir şenlikti benim için. Nasıl olmasın? Kısıktaki oyunlar orada; dedem, babaannem, kuzenlerim, dedemin bakkaldaki veresiye defteri orada... "Bizim gofretleri dedeme yaz Âyan Dayı".

O iki katlı tahta ev, dut ağacı, çeşme, kapıdaki çıngırak; hepsi sadece anılarda şimdi.

Kışlar soğuktu, sıkıcıydı; ama yaz gelince babaannem kozasından çıkan bir kelebek gibi hareketlenirdi. Yaz gelince dut ağacının yaprakları arasından avluya düşen ışık daha parlak ve güzel olurdu. Babaannem avluyu defalarca süpürür, kova kova su dökerdi. Sonra elini beline koyup biraz of'lardı. Kışın katlanıp kaldırılmış büyük hasır yerinden çıkarılır, tek göz odanın önündeki açıklığa güzelce serilirdi. Yaz sonunda gelmişti işte! Yer sofrası hasırın üzerine kurulur, yemekler artık orada yenirdi.

Dedem yıllarca paket paket içtiği Birinci sebebiyle sesini kaybetmişti. Yaşlılığında, en çok ihtiyaç duyduğu şeyden mahrum kalmış olmanın hüznüyle yaşıyordu. Evin girişindeki basamakta oturur, parkinsonlu ellerini sıkıca kavuşturup konuşulanları dinlerdi. Babaannem ise yıllanmış eski ocakta komşu kadınlara kahve yapar, çok sevdiği hikayelerini neşeyle anlatırdı. Sadece o zamanlarda mutlu oluyormuş gibi gelirdi bana.