Wednesday, September 28, 2022

Notlar - Eylül 2022

İranlı kadınlar ayakta; ama bakamıyorum, içim parçalanıyor. Ne talihsiz bir ülke! 80'lerde daha küçük bir çocuktum ama iyi hatırlıyorum : Siyah beyaz televizyonda top sesleri eşliğinde İran-Irak savaşından bahsederlerdi, her haber bülteninde. "İran-Irak savaşı 3. yılına girdi" filan gibi. Sonra, bizim sol çevrelerdeki yaygın argüman : "Mollalara, dindarlara asla güven olmaz, İran'daki gibi devrimden sonra adamı satarlar."

Bir yıl Tahran'da, altı ay İsfahan'da çalıştığım dönemde bayıldım ben bu ülkeye, ve oranın güzel insanlarına. Tabii zaten biliyordum, birkaç kitap da okumuştum filan ama benzerliğimizi daha yakından gözlemleyebildim. Şu kadarını söyleyeyim, bizden daha sakin, daha hümanistler. Bunun dışında çok benziyoruz birbirimize. Ben oradayken Türkiye'ye hep hayranlıkla bakıyorlardı. "Keşke sizdeki gibi isteyen başını açsa isteyen kapasa" filan derlerdi. Zorbalığın her türlüsü çok fena. Nuri Bilge'nin "Güzel ve yalnız ülkem" sözü bizden çok İran için söylenmeli bana kalırsa.
İranlı kadınlar bu dindar zalimlere karşı elbet bir gün kazanacaklar, dilerim o gün çok gecikmez.

Bir ömür daha lazım bize, ölümden sonra
Çünkü bu ömrümüz sadece umutlanmakla geçti



Monday, September 5, 2022

Notlar -Ağustos 2022

Bir yaz daha bitti. Aklıma Grup Gündoğarken'in meşhur şarkısı geliyor böyle durumlarda. 87'de bizim Balıkesir-Bigadiç belediye otobüsü şoförüne daha yeni satın aldığım o popüler albümü uzatmıştım hevesle : 'Bir Yaz Daha Bitiyor'. Bayılmıştım oradaki neşeli, pozitif şarkılara. Şoför SSK Hastanesi'ne kadar dayanabildi bu zulme, çıkarıp hemen geri verdi kaseti. https://www.youtube.com/watch?v=3DCHLwOqtJs...
Yazın tatil yapmak dinlendirici bir şey mi gerçekten? Bundan hiç emin olamıyorum. Öte yandan, (bunu rutin haline getirmiş olanlar için) tatile gidememek zihnen rahatsız edici bir şey. Yaşamamışsın filan gibi oluyor; tuhaf. Öyle ya da böyle her yıl biraz denize girmem lazım benim. Denizde sırt üstü yatmak çok terapik bir şey, o yılın yorgunluğu akıp gidiyor sanki. Babam Burhaniye/Ören'deki çadır kamplarına götürürdü bizi çocukken. Ören'in Riviera sahillerine benzeyen altın gibi kumu, güzelim denizi... Hoşuma giderdi çok.
Yalnız, köpekler artık her yerde! Köftehorlar, akşama kadar gölgede bir güzel uyuyup sonra geceleri tamamen ele geçiriyorlar. Gündüzler insanların, geceler köpeklerin gibi oluyor. Bilmiyorum, insan kıyamıyor tabii onlara, öte yandan bize yazık değil mi? Yani artık hemen hiçbir yerde sessizlik içinde uyuyamamak? Pek hoş bir şey değil sanki.
Kitap fuarında komünist bir yayınevinin kitapları arasında epey vakit geçirdim. Hoşuma gitti bu. Neydi beni o kadar mutlu eden bilmiyorum. Sanırım gençliğimi hissettim orada biraz. Hiç komünist olmadım aslında. Komünizmden bahsedilince geride kalmış bir masal, bir ütopya anlatıyorlarmış gibi geliyor artık bana, o nedenle de ilgimi çekiyor galiba. Mete Tunçay'ın Mustafa Suphi ve 15'lerin Karadeniz'de öldürülmesiyle ilgili kısa bir kitabını aldım; o gün bitirdim hemen. Çok acı bir hikaye, bilmediğim detaylar daha da üzdü beni. "Bir yanımda Suphi, Nejat ölüyor / Bir yanım deryada çalkanır şimdi" : https://www.youtube.com/watch?v=7GSnsbjNAyM...
Meşhur Gurur ve Önyargı'yı nihayet okudum, hem de uzun bir süre 'atlayıp zıplamadan'. Jane Austen ablanın kaleminin akışına, hiç zorlanmadan karakterlerini vs çizmekle kalmayıp muhteşem psikolojik analizler yapabilmesine çok şaşırdım. Kitabın önemli bir kısmına bayıldım. Ne var ki, yarısından itibaren iş uzadıkça uzadı, ve ben de kitabı bitirmek için mecburen üç adım atlama yöntemine geçmek zorunda kaldım. Gene de güzel, öneririm. https://www.kitapyurdu.com/.../gurur-ve.../80362.html
Evde sürekli 'Konuşanlar' izliyorum, sırf bu sebeple gittim Exxen'e de üye oldum! Komik bir program; ayrıca, bizlerin iyi kötü bir röntgenini de çekebiliyor insan. Ben böyle ulvi amaçlar için izlemiyorum, güldüğüm için izliyorum ama o fayda da hoşuma gidiyor doğrusu. Daha az küfür, daha az aşağılama olsa iyiymiş. Belki o zaman tadı kaçardı, bilemiyorum. Güzel ama. Recep İvedik'in bazı filmlerine çok güldüğüm için şirkette aldığım eleştiriler geldi aklıma şimdi.
Kınalıada'da Şişli Spor'dan arkadaşımın davet ettiği güçlü bir kapalı satranç turnuvasında ilk beş'e girip kupa aldım. Ödül insanı çocuk gibi mutlu ediyor! Dostane ortamlarda satranç oynamak hoşuma giden bir şey. İnternet'te oynamak zevkli değil o kadar, her şey insanla güzel.