Doğan Cüceloğlu ölmüş. Üzüldüm, Allah rahmet eylesin. Neden üzüldüm bilmiyorum aslında; çünkü son dönemde onu biraz 'sevmemeye' başlamıştım. Gençlikte birkaç kitabını okuyup samimiyetinden çok etkilenmiştim; meşhur TV programını da arada izlerdim. Temiz, net, "buralı" anlatımı hoşuma giderdi. Onun üzerimde bir etki bırakmış olduğunu söyleyebilirim.
Bir gün hocanın 'Damdan Düşen Psikolog' kitabına başladım. Kendini epey sert eleştiriyor, o kısımlar hoşuma gitti; ne var ki çocuklarının annesi (ve yıllarca evli kaldığı) Amerikalı eski eşine gösterdiği narsistik davranışlar, onun için hayatını değiştirmiş olan o kadının mutsuz bir hayat yaşamasına sebep olması filan bende kırılma yarattı. 'Bravo Hoca'ya, ne de acımasızca eleştirmiş kendini!' duyguları yerini yavaş yavaş 'Tüm bunları bize neden anlatıyor ki?' hissine bıraktı. Sanırım ben olsam sessizce taşırdım tüm olan biteni; kamuya açamazdım. Yani ne bileyim, bize anlatabiliyor, bunu yapabiliyor olması bir tür narsistik davranış gibi geldi bana ('Bakın, nasıl da eleştirebiliyorum kendimi!'). O noktadan itibaren sevgim biraz azaldı ona. Acaba niyeti iyi miydi? Belki de öyleydi, ama ben farklı hissetmiştim. Yanılıyor olabilirim.
O kitapta anlattığı eski karısını çok sevdim. Bir gün evdeki yavru kediyi kısırlaştırma konuşması yapıyorlar. Eşi bir müddet düşünüyor ve diyor ki : "Yapmayalım, bırakalım anneliğini yaşasın." Bu beni çarpmıştı. 'Anneliğini'. Ne güzel söz.
