Tuesday, October 29, 2024

Intermezzo -Sally Rooney

Kitabı büyük bir heyecanla almıştım. Hemen okumaya giriştim.

Ortalarına kadar güzeldi; psikolojik durumların tasvirleri, insan ilişkilerinin girdapları vs vs.. Çok beğenerek okuyordum. Ne olduysa sonrasında, kitap sarktı, uzadı, kağıt israfı haline geldi. Ben de epey atlayarak okudum. Kitabı ne güzel betimlemişler: 'Overlong, undercooked'. Sally, seni sevmeyi çok istemiştim, ama olmuyor. Meselenin özeti şu benim için : Bir yazar her cümlesinin hesabını verebilmeli. Durum bu değil maalesef.

Can Yayınları'na da birkaç sözüm var : Çeviri ilk kısımlarda problemli. Yeterince özenli değil. İvan neden Ivan diye yazılsın ki? Bunu da yanlış buluyorum. Satrançta UU diye bir terim yoktur, IM diye bir terim vardır. Ayrıca bir iki yazım hatası da vardı kitapta.

Alıntılar : 

İvan o adamla bir daha karşılaşmamak için elinden geleni ardına koymadığını anımsıyor. Aralarında kötü bir şey geçtiği için değil salt duyduğu rahatsızlıktan. Bir de güzel bir kadın olduğunu ve kaçınman gerekenin tek bir adam değil erkeklerin hemen hepsi olduğunu düşün. İvan bunun korkunç bir şey olduğunu kabul ediyor.

O zaman güçlü bir duygu kaplıyor İvan’ın içini. Sıcak bir şey yayılıyor ölmek veya doğmak gibi sanki.

Para vermek istismar olabilir, almak da öyle. Para baştan aşağı istismarcı bir madde. Dahil olduğu her türlü ilişkisellikte yeni istismar biçimleri yaratıyor. İnsan etkileşiminin çarklarını istismarla yağlıyor para genelde.

Ölümün kaçınılmazlığı. Anlamsız varoluş. Ahlakın hiçlik etrafına kurulmuş sahte yapı iskelesi.

Peter sarhoş. Bir yandan şarkı söylüyor. Şarkının sonuna dek mükemmel ve sonsuz bir hayat.

Koşulların tahribiyle okunaksız şeylere dönüşen ilişkiler.

İvan Margaret hakkında düşünüyor. Orada bir gerçeklik kaldı mı? Peki gerçekten bir şey oldu mu? Anlatılmayan, hiç gerçekleşmeyen bir hayalin silinip gidişi gibi. Belki de bu durumda böylesi daha iyi. Hiçbir gerçekliğin kıyısına tutunamayan, kimseyle paylaşılmayan bir rüyanın hiçliğe karışması.

Şimdi konuşma sırası onda mı yoksa hala Margaret’te mi? Bir saniye daha sessizlik içinde geçiyor. Belki sıra çoktan ona gelmiştir ve şu an kabalık ediyor ya da soğuk davranıyordur.

Doğrusunu istersen ben de bazen çok komik olabildiğimi düşünüyorum ama başka kimse bunu dile getirmiyor. Henüz doğru insanlarla karşılaşmadın demek ki, diyor Margaret.

İvan şöyle diyor Yalnızca konuşursak hayatlarımızın farklı evrelerinde oluşumuzun da önemi kalmaz bence.

Fakat seninle konuşurken dürüst olmak gerekirse biraz ilgileniyor görünüyorsun, o zaman da sana anlatmak istediğim şeyler yüzünden kendimi kaptırıp konuştukça konuşuyorum.

Margaret ile konuşurken İvan düşüncelerinin birbirine geçtiğini hissediyordu.

Patikada sessizce hallerinden memnun yürüyorlar, iyi ve olumlu bir ruh halini paylaşıyorlar.

Eğlenceliydi diyor Peter Sylvia’ya. Böyle etkinliklerde senin yanında olmak güzel. Işığının bir bölümü bana da yansıyor.

O zamanlar Peter da genç bir idealistti, doğruculuktan alev alacak gibiydi.

Monday, October 28, 2024

Bizans Okumalarımdan Notlar

Bizans ve İstanbul’un Fethi konuları son dönemde çok ilgimi çekiyordu. Bu sayede birkaç tarih kitabı okuma motivasyonu bulabildim. Aldığım ilginç notları bu yazıda sizinle paylaşmak istiyorum.

Bu mevzularda en ilginç kitap bana göre şu eser : Yerogios Francis, Şehir Düştü. O dönemdeki elit Bizans yöneticilerden biri tarafından, şehir düştükten az bir zaman sonra yazılmış çok heyecan verici bir metin. Epey hüzünlü -ama romantik değil o kadar, ki bu iyi.

Derli toplu bir kitap olma anlamında Bizans hakkında okuduğum en iyi kitaplardan biri Ahmet Seyrek’in şu kitabı : Bizans - Medeniyete Yön Veren Uygarlıklar. Aslında toplama bir kitap ama çok faydalı, ve ayrıca hiç sıkıcı değil. Tartışmaya açılmış önemli noktaların üstünden geçmesi harika olmuş. İznik Konsülü, ve Konstantinopolis’in alınışındaki Ayrılıkçılar/Birlikçiler konusu gibi.

Şimdi notlarımı sıralıyorum. 

Bizanslılar kendilerini Romalı olarak tanımlıyor. Doğu Romalı filan da değil. Bizans sözcüğü zaten 16. yüzyılda bir Alman tarihçi tarafından ilk defa kullanılıyor. Biz de onları zaten Rum olarak nitelendiriyoruz.

Francis’in kitabında surlara çıkan ilk kişinin Ulubatlı Hasan olduğu yazıyor. Bu bizim okuduğumuz tarihle uyumlu. O dönemde surlara çıkan ilk kişi olmak müthiş prestijli bir şey. 

Francis'in kitabında beni en çok etkileyen şeylerden biri Roma kilisesi ile uzlaşan İmparator'un halk tarafından büyük bir tepkiyle karşılanması ve sonrasında halkın Ayasofya kilisesine adım atmayı dahi reddetmesi oldu. Bunu aşağıda detaylandırıyorum.

325 yılında İznik'te toplanan 1. Hıristiyan Konsül’ü çok ilginç. İmparator Konstantinos İznik konsülüne dahil olmuş ve orada Hristiyan teolojisi gelenekleri ile temellenmiş ilk resmi söylem oluşturulmuş. Bir anlamda, Hıristiyanlık kurumsallaştırılmış. Konsülün temel toplanma sebebi farklı piskoposların İsa'nın ezeli olup olmadığı, baba ile aynı özden mi, benzer özden mi olduğu gibi teolojik konular. İmparator sayesinde bir uzlaşma çıkmış en sonunda.

İlgimi çeken konulardan biri de 8. yüzyılda Bizans'ta ikona-kırıcılık diye bir dönemin ortaya çıkmış olması. Bu dönemde politik bir dini hareket olarak  ikona kırıcılık başlıyor. Amaç şu : Dini ritüellerde ve günlük hayatta kullanılan tasvirlerin ortadan kaldırılıp sade bir din anlayışı oluşturmak. Bazı Bizans imparatorları da bunu destekliyor. Tabii, Roma kilisesi çok sert bir şekilde karşı çıkıyor buna. Kimi yorumlarda o dönemdeki İmparator III. Leon'un Müslüman ve Yahudi topluluklarla samimi bir görüntü çizmek istemesi, buna politik olarak biraz mecbur kalması sebebiyle bu yola gittiği iddia ediliyor. Coğrafyanın mecburi cilveleri!

En ilginç ve üzücü konulardan biri ise IV. Haçlı Seferi. Halen Ayasofya'da izleri olan bir şey. Bu IV. Haçlı Seferi 1202 ile 1204 yılları arasında Kudüs'ü Müslümanların elinden geri almak için düzenlenen seferlerden biri. Çıkış noktası bu. Ne var ki, para meseleleri çözülemiyor ve devreye Bizans'taki taht kavgaları giriyor. Devrik İmprator'un oğlu Haçlılara ''yol üstündeyken beni de tahta oturtun' diyerek maddi sözler veriyor, ve gerçekten tahtı ele geçiriyor. Fakat tabii ki kasa tamtakır. Haçlılar denileni yapmalarına rağmen söz verilen altınları alamayınca Venedik'in talimatıyla Konstantinopolis'i talan ediyorlar. Harabe haline geliyor şehir. Bir videoda şu yorumu görmüştüm : Haçlılar şehrin kaymağını yedi, Türkler'e kırıntılar kaldı. O vakitler dünyanın en görkemli ve zengin kenti olan bu şehir yağmadan sonra harabeye dönüyor. Üstelik, 1261 yılına kadar Latin yönetiminde kalıyor. O tarihte geri alınıyor ve tahta yine Bizans soyundan bir İmparator oturuyor ama şehir hiçbir zaman kayıplarını telafi edemiyor. Bir tarihlerde 500 bin olan şehir nüfusu 200 binlere kadar düşüyor. Zaten köylerden oluşan, arada büyük arazilerin yer aldığı bir yer, öyle Taksim Meydanı gibi düşünmemek lazım. Yine de, Osmanlı orayı aldıktan sonra kent eski ihtişamına yıllar içinde yeniden kavuşuyor.

Bizans Latin istilası sonucunda zor duruma düştükten sonra Papa Ortodoks din adamlarının küçük düşürmeye çalışıyor. 1430'lardan itibaren İstanbul Latinleşmeye başlıyor. Bu durum şehirde hem yöneticileri hem de halkı ikiye ayırıyor. Birlik anlaşmasını politik olarak imzalamak zorunda kalmış olan İmparator taraftarları 'Birlikçiler', Katolik kilisesi etkisine karşı çıkanlar ise 'Ayrılıkçılar' olarak nitelendiriliyor. Bu Türklerin kuşatması sırasında çok önemli rol oynayacak bir ayrım. Floransa'da imzalanan Kiliseler Birliği bildirisi imzalandıktan sonra halk ayaklanıyor ve çatışmalar iç savaş boyutlarına ulaşıyor. Şehirde kiliselerin birleşmesine karşı çıkanlar ezici çoğunlukta. Kuşatma altındaki şehirde İmparator 1452'de Ayasofya'da Kiliseler Birliği ayini yapıyor ve burada Papa'nın kilise liderliği vurgulanıyor. İmparatorun bu tavrı siyasi ihtiyaçtan kaynaklansa da halk tarafından büyük bir tepkiyle karşılanıyor ve Birlikçiler ile Ayrılıkçılar arasındaki çatışma çığırından çıkıyor. Ayasofya önünde toplanan halk büyük bir gösteri yapıyor ve İmparatora 'Dinsiz' ve 'Slav' diye bağırıyor. Bu gösteri Francis'in kitabında da var. Ayrılıkçılar bu ayinden sonra Ayasofya'nın kirlendiğini, ve Ayasofya'nın Yahudi havrasından bir farkı kalmadığını söylüyorlar. Papazlar artık Birlikçilerin cenaze ve ayinlerine bile gitmiyorlar.

Netflix'teki dizide kötü adam olarak gösterilen Notaras Bizans'ta ayrılıkçıların muhalefet lideri oluyor; aynı zamanda şehrin  en zenginlerinden biri o. Notaras Latinlerden o derece nefret ediyor ki menfaatlerinin Latinlerle birleşmekte değil gerekirse şehri Türklerin yönetimine bırakmakta olduğuna inanıyor. Enteresan bir figür de rahip Gennadios. O da Ayrılıkçılar'ı destekliyor. Başlıca yöntemi halkı pasif bir teslimiyet havasında tutarak Türklerin İstanbul'u fethi işini kolaylaştırmak ve kilise ve manastırlığın mal varlığını fetihten sonra da korumak. Aslında bunu da başardığı söylenebilir.

Bu ayrım o kadar kritik ki, İmparator 200 binden fazla nüfusa sahip şehirde sadece 5-6 bin asker toplayabiliyor. Hatta bir yoruma göre, Türkler surların dışında olmasaydı Ayrılıkçılar hem İmparator hem de Birlikçileri katledecekti, sayıca çok fazla idiler. 

Fetihle ilgili ilginç notlar : Bir iddiaya göre o dönemde İmparator II. Mehmet'e (yani Fatih) teslimiyet için bazı önerilerde bulunuyor, ancak iletişim problemleri birbirini takip ediyor ve sonunda Fatih Romanos yani Topkapı kapısından şehre giriyor. Şehrin bir bölümü kendi isteğiyle teslim oluyor (muhtemelen Ayrılıkçılar'ın yoğun olduğu bir kısım).  Fatih Romanos kapısında bir ferman yayınlıyor ve diyor ki ''Dininize ve kiliselerinize dokunmayacağıma söz verdim, ancak şehrin bir bölümünü kılıcımı aldığımdan bu bölümdeki kiliselerin cami olmasını, sizin teslim olduğunuz bölümdeki kiliselerin ise aynen kalmasını uygun gördüm.'' Bazı tarihçilere göre sur kapısı Kerkoporta ayrılıkçılar tarafından bilerek açık bırakıldı ve oradan Türklerin şehre girmesi sağlandı.

Sonuçlar : Toplarla aşılmaz denilen kalelerin yıkılabileceği görüldü. Bu sayede Avrupa'daki derebeyliklerin yıkılarak mutlak monarşilere geçildi. İpek Yolu'nun Osmanlı'nın eline geçmesi ile Avrupa devletleri yeni ticaret yolları bulmaya yöneldi, bu coğrafi keşiflere zemin hazırladı. İstanbul'un fethinden sonra şehirden ayrılan bilim adamları İtalya'ya giderek oradaki Antik Yunan ve Roma eserlerini inceledi ve Rönesans'a katkı sağladı.

Friday, October 25, 2024

Cuma Öncesi Notlar - 1

Cuma günleri akşamüstü üç arkadaş buluşup bir kafede satranç oynuyoruz. Diaspora Ermenileri'nin İstanbul ziyaretlerinde dediği gibi, ''Sadece o günlerde yaşadığımı hissediyorum''. Tabii durum bu kadar vahim değil, ama bir miktar doğru. Oyun oynarken aşure, şekerpare ve tüm şerbetli tatlılar serbest. Aysun benim evden hızla kaçıp Dilek pastanesine gitmemi 'Cuma'ya gitmek' olarak tanımlıyor, çok gülüyorum. Buradan esinlenerek Cuma'ları düzenli bir şekilde bir şeyler yazmak istedim. Alâkasız bu iki konu nereden nasıl bir araya geldi bilmiyorum. Esinlenmek bizi hiç ummadığımız yerlere götürebiliyor.

Bu son saldırıdan sonra Mardin gezimizi iptal ettik. Mor Stefanos Kilisesi'ni ve kaleyi endişe içinde gezmek pek de güzel olmazdı. Barış sürecini sonuna kadar, tüm arkaik solcuların 'ama ama'larına karşı desteklemiş biri olarak tabii ki yeni bir Barış Süreci'nden de yanayım. Bu kadar uzun sürmüş bir iç savaş, isyan, gerilla savaşı, adına ne derseniz deyin böyle bir şey yok dünyada. Yeter. Bugün bu konuda güzel bir laf gördüm : İnkâr, haksızlığın kendisinden bile daha yaralayıcı olabilir. Bu, Kürtleri anlamak için anahtar bir cümle.
Son haftalarda sadece Bizans ve İstanbul'un Fethi hakkında yazılmış kitaplar okuyorum. Bu konu çok ilgimi çekiyor, sebebini bilmiyorum. Fatih'in on kat büyük ordusu bir yana, esasen IV. Haçlı Seferi'yle darmadağın edilmiş olan bu şehir ve o Bizanslı insanlar için biraz üzülüyorum galiba. Öğrendiklerimi ve beni etkileyen şeyleri belki ayrıca yazarım. Bugünlerde 'Bizans'ın Entelektüel Tarihi'ni okuyorum, ama uyumadan önce!
Akşamüstleri özellikle home office yapıp mesaiyi bitirdikten sonra bisiklete atlayıp ev kadınları gibi yakınlardaki milyoncuya gitmeyi çok seviyorum. Orada kendimi biraz Bigadiç'in Perşembe günleri kurulan pazarında gibi hissediyorum. Çeşit çeşit, saçma sapan ve çok güzel binlerce ürün arasında avare avare dolaşmak insana iyi geliyor.