Friday, October 25, 2024

Cuma Öncesi Notlar - 1

Cuma günleri akşamüstü üç arkadaş buluşup bir kafede satranç oynuyoruz. Diaspora Ermenileri'nin İstanbul ziyaretlerinde dediği gibi, ''Sadece o günlerde yaşadığımı hissediyorum''. Tabii durum bu kadar vahim değil, ama bir miktar doğru. Oyun oynarken aşure, şekerpare ve tüm şerbetli tatlılar serbest. Aysun benim evden hızla kaçıp Dilek pastanesine gitmemi 'Cuma'ya gitmek' olarak tanımlıyor, çok gülüyorum. Buradan esinlenerek Cuma'ları düzenli bir şekilde bir şeyler yazmak istedim. Alâkasız bu iki konu nereden nasıl bir araya geldi bilmiyorum. Esinlenmek bizi hiç ummadığımız yerlere götürebiliyor.

Bu son saldırıdan sonra Mardin gezimizi iptal ettik. Mor Stefanos Kilisesi'ni ve kaleyi endişe içinde gezmek pek de güzel olmazdı. Barış sürecini sonuna kadar, tüm arkaik solcuların 'ama ama'larına karşı desteklemiş biri olarak tabii ki yeni bir Barış Süreci'nden de yanayım. Bu kadar uzun sürmüş bir iç savaş, isyan, gerilla savaşı, adına ne derseniz deyin böyle bir şey yok dünyada. Yeter. Bugün bu konuda güzel bir laf gördüm : İnkâr, haksızlığın kendisinden bile daha yaralayıcı olabilir. Bu, Kürtleri anlamak için anahtar bir cümle.
Son haftalarda sadece Bizans ve İstanbul'un Fethi hakkında yazılmış kitaplar okuyorum. Bu konu çok ilgimi çekiyor, sebebini bilmiyorum. Fatih'in on kat büyük ordusu bir yana, esasen IV. Haçlı Seferi'yle darmadağın edilmiş olan bu şehir ve o Bizanslı insanlar için biraz üzülüyorum galiba. Öğrendiklerimi ve beni etkileyen şeyleri belki ayrıca yazarım. Bugünlerde 'Bizans'ın Entelektüel Tarihi'ni okuyorum, ama uyumadan önce!
Akşamüstleri özellikle home office yapıp mesaiyi bitirdikten sonra bisiklete atlayıp ev kadınları gibi yakınlardaki milyoncuya gitmeyi çok seviyorum. Orada kendimi biraz Bigadiç'in Perşembe günleri kurulan pazarında gibi hissediyorum. Çeşit çeşit, saçma sapan ve çok güzel binlerce ürün arasında avare avare dolaşmak insana iyi geliyor.

No comments:

Post a Comment