Thursday, March 28, 2024

Acı Tatlı Hatıralar - 14

Öğle arasında geniş düzenli merdivenlerden atlaya zıplaya bahçeye çıkıp çardağı solumuza alarak küçük yamaçtaki çakıl taşlarını umursamadan İmam Hatip'in arkasındaki büyük devasa toprak sahaya varıyoruz. Kutsal ve geniş bir dünya var şimdi karşımızda. Az sonra toz toprak içinde, yaşımıza göre epey büyük futbol sahasında koşuşturup varoluşumuzun tadını çıkaracağız. Bir hediyeymiş gibi, burada gerçek kale direkleri var, korner çizgileri ve işaretlenmiş penaltı noktası var. Maçı akşam yemekte babama da anlatırım, güzel olur. Sorular sorar o bana. 

Maç sırasında fena bir şey oluyor : Zaten salkım saçak hale gelmiş olan meşin top tamamen gümlüyor ve oyun duruyor. Ne yapacağız, nereden hemen top bulacağız? Bende dedemin bisikleti var. Epey yüksek de olsa ayakta sağlı sollu sürebiliyorum. Eski tip, Kırlangıç marka. Üzerinde bir şey yazmıyor, silinmiş; dedem söyledi bunu bana. Bakkal tarafındaki duvarın dibine dayamıştım. Ona ne zaman atladım, tavukhane evimize doğru çılgın gibi pedal çevirmeye ne zaman başladım, hatırlamıyorum. Zihnimdeki tek imge şu : Kanal boyunun kenarından tümseklere, çukurlara ve köpeklere aldırmadan bir film sahnesindeymiş gibi pedal çeviriyorum. Yol bomboş. Su kamışları benim hızımla eğilip benimle doğruluyorlar. Tavukhane ilk defa o gün uzak gelmiyor bana. İlk defa o gün yüreğimdeki mesafe kapanıyor.


Saturday, March 23, 2024

Bir Günün Ardından

Haftanın üç günü filan evden çalışıyorum. Sabah erkenden kalkıp ortalığı biraz toparlamayı bir alışkanlık haline getirebildim nihayet. Sonra, diyette beni motive etsin diye plastik şişeden bir at gibi su içiyorum. Neden sürekli motivasyon ihtiyacı içindeyim? Doğal, sakin bir şekilde akmıyor hiçbir şey; hep zihinsel bir çabaya ihtiyaç duyuyorum. Onu elde etmek için de irade lazım! Neden böyle oldu, yaşla mı ilgili? "Aldanmak, yaptığımız her işte şaşmaz yazgısı hepimizin. Her sabah parlak işler tasarlar, gün boyu budalalık ederim.”

Toplantılarda hep kamera açtığım için gömleğimi giyip masaya öyle oturuyorum. Diğer türlüsü kör, karanlık bir kuyudan dünyaya seslenmek gibi geliyor. Saat on civarı marul ve maydanozdan oluşan salatanın içine koyduğum kaynamış yumurta, peynir ve yanında çaydan oluşan kahvaltımı ediyorum. Ekranda Fatih Altaylı. Beni ona çeken enerjik, heyecanlı tarzı mı? O gün Suriyeliler hakkında ırkçı laflar ettiyse "Ayıp ayıp" diye kısa bir yorum yazdıktan sonra tabağımı mutfağa götürüyorum. Peçeteliğin yanında duran 5 dakikalık kum saatimi çevirip biraz ortalığı topluyorum. Bu kadarcık sürede bile insan bir sürü iş yapabiliyor! Sonuç her seferinde şaşırtıyor beni.
Akşam olunca Flu TV'de entel dantel bir şey varsa biraz ona bakıyorum. Güzel bir voleybol maçı bulabilirsem (Eczacıbaşı-Vakıfbank gibi) molaları ve challenge'ları ileri sara sara onu izliyorum. Maç sırasında kafam sürekli gidip geliyor : Annem için daha çok şey yapabilir miydim? Brezilyalı Gabi nasıl bu kadar sıçrayabiliyor? Fileye o kadar yakın durup değmemeyi nasıl başarıyorlar? Babama o gece o lafları etmem şart mıydı?
Teoman diyor ki, "Çalışmak manasız, ama çalışmayınca da insan çok sıkılıyor". Akşamları bu durumdayım. Büyük, devasa boş zamanlar insanı mahvedebilir. Kendimi kaptıracağım bir şeyler olması lazım. Kitap mı okusam? Montaigne dışında hiçbir şey okumak istemiyorum artık. Sonra uykum geliyor. Yatakta telefondan 1965 Tal-Spassky maçını izlerken uyuyakalıyorum.

Wednesday, March 13, 2024

Aşk, Deutsche-Mark, ve Ölüm

Sıkıntı kutusu MUBI'den tam umudumu kesmek üzereyken karşıma işte bu müthiş film çıktı. Amy'den beri izlediğim en güzel belgeseldi Cem Kaya'nın filmi.

Doğrusu, benim gibi yaşı yetenlere daha çok hitap ediyor. Almanya'ya göç eden insanların 1950'lerde başlayan hikayesini nefis müziklerle anlatan bir film. Çok sıkıcı olabilecek bir konu bu kadar mı samimi aktarılır! Kasetler, düğünler, Almanca söyleyen bir Cem Karaca, Berlin Türk Pazarı'ndaki dükkanında saz çalan Neşet Ertaş... İnsanın içini yaşama enerjisiyle, mutlulukla, iyimserlikle dolduran nefis bir çalışma olmuş. Spotify link : https://open.spotify.com/playlist/3gDzd7X6jOgoqaoeaaEOAD

'Alamancılar'ın kurban rolünden sıyrılıp hakları için grev yaptıkları kısım özellikle duygulandırdı beni.

Bu kadar malzemeyi bulmak bir yana, bunları böyle nefis bir şekilde bağlayabilmek, ve izleyeni de filme tamamen dahil etmiş olmak büyük bir başarı. Jenerikteki tüm o şarkıları tekrar tekrar dinleyesim, o amca gibi uzaydan dünyaya bakarak bağlama çalasım var!