Tavukhane'den yürüye yürüye dedemlerin kasabanın ortasındaki evine gitmek tam bir şenlikti benim için. Nasıl olmasın? Kısıktaki oyunlar orada; dedem, babaannem, kuzenlerim, dedemin bakkaldaki veresiye defteri orada... "Bizim gofretleri dedeme yaz Âyan Dayı".
O iki katlı tahta ev, dut ağacı, çeşme, kapıdaki çıngırak; hepsi sadece anılarda şimdi.
Kışlar soğuktu, sıkıcıydı; ama yaz gelince babaannem kozasından çıkan bir kelebek gibi hareketlenirdi. Yaz gelince dut ağacının yaprakları arasından avluya düşen ışık daha parlak ve güzel olurdu. Babaannem avluyu defalarca süpürür, kova kova su dökerdi. Sonra elini beline koyup biraz of'lardı. Kışın katlanıp kaldırılmış büyük hasır yerinden çıkarılır, tek göz odanın önündeki açıklığa güzelce serilirdi. Yaz sonunda gelmişti işte! Yer sofrası hasırın üzerine kurulur, yemekler artık orada yenirdi.
Dedem yıllarca paket paket içtiği Birinci sebebiyle sesini kaybetmişti. Yaşlılığında, en çok ihtiyaç duyduğu şeyden mahrum kalmış olmanın hüznüyle yaşıyordu. Evin girişindeki basamakta oturur, parkinsonlu ellerini sıkıca kavuşturup konuşulanları dinlerdi. Babaannem ise yıllanmış eski ocakta komşu kadınlara kahve yapar, çok sevdiği hikayelerini neşeyle anlatırdı. Sadece o zamanlarda mutlu oluyormuş gibi gelirdi bana.
O iki katlı tahta ev, dut ağacı, çeşme, kapıdaki çıngırak; hepsi sadece anılarda şimdi.
Kışlar soğuktu, sıkıcıydı; ama yaz gelince babaannem kozasından çıkan bir kelebek gibi hareketlenirdi. Yaz gelince dut ağacının yaprakları arasından avluya düşen ışık daha parlak ve güzel olurdu. Babaannem avluyu defalarca süpürür, kova kova su dökerdi. Sonra elini beline koyup biraz of'lardı. Kışın katlanıp kaldırılmış büyük hasır yerinden çıkarılır, tek göz odanın önündeki açıklığa güzelce serilirdi. Yaz sonunda gelmişti işte! Yer sofrası hasırın üzerine kurulur, yemekler artık orada yenirdi.
Dedem yıllarca paket paket içtiği Birinci sebebiyle sesini kaybetmişti. Yaşlılığında, en çok ihtiyaç duyduğu şeyden mahrum kalmış olmanın hüznüyle yaşıyordu. Evin girişindeki basamakta oturur, parkinsonlu ellerini sıkıca kavuşturup konuşulanları dinlerdi. Babaannem ise yıllanmış eski ocakta komşu kadınlara kahve yapar, çok sevdiği hikayelerini neşeyle anlatırdı. Sadece o zamanlarda mutlu oluyormuş gibi gelirdi bana.

No comments:
Post a Comment