"Hoş geldin oğlumuz" diye karşılamıştı annem onu. 80 Şubat'ında siyah paltosuyla bizim evin kapısında ayakta durduğu o sahneyle hatırlıyorum dayımı en çok. 20 yaşında, uzun boylu, çelimsiz bir oğlandı.
Babam onunla geceler boyu 'memlekette nasıl bir sol olması gerektiği' üzerine tartıştıklarını, bir türlü uzlaşamadıklarını anlatırdı. Dönemin atmosferinde bir devrimci ile bir Ecevitçi'nin anlaşması da pek görülen bir şey değildi zaten.
Biz yeğenlerini çok severdi. Oyunlarımıza katılan bir büyük : İşte buna bayılırdık. Bir gün ben divanda Tarkan okurken yanıma geldi. Sezgin Burak'ın meşhur dergisi. "Okuma bunu, faşist bu adam" dedi. Şaşırmıştım, çünkü seviyordum o dergiyi. Birkaç gün sonra abimle beni gezmeye çıkardı. Hazırlanırken ikimizin de eline değişik renklerde kalın pastel boyalar vermişti. Dere kenarlarında, uzaklardaki kavak ormanlarında dolaştık. Etrafta kimseler yoktu. Sulama kanallarını görünce dayım hareketlendi. "Gelin buraya". Kanaletlerin duvarına o ne derse onu yazıyorduk : "Sen 'Tek Yol Devrim' yaz!" Yazıyordum. "Sen 'THKP-C' yaz". Yazıyordu abim.
Yorulduk, otların üzerine oturduk. O anlatıyor, biz dinliyorduk. Cebinden baş tarafında halka olan orta boy bir şiş çıkardı, onunla toprağa rastgele bir şeyler çizdi. O sırada yolda kasabadan birinin oğlu belirdi, arabasıyla. Uzaktaydı biraz. Elindeki şişi kullanarak "Bakın, bu elektrikçi Osman. Faşist bu." diye bize işaret etti.
Yem çuvallarını, bozuk sulukları filan koyduğumuz kulübenin duvarına dayımın kocaman harflerle sloganlar yazdığını görünce babamın kızdığını hatırlıyorum. Yine de kimse ona pek ağır laf etmezdi, alınırdı hemen. Ayrılırken anneme "Abla, belki de bu seni son görüşüm." demişti. "Deme öyle Hüseyin." Her seferinde biraz küs giderdi.
80 darbesinden birkaç ay sonra köyde bir ağacın altında dinamitle kendini patlattı. Onlar cenazeyle ilgilenirken ben dedemlerin çiftlik evinin küçük penceresinden olan biteni izliyordum. Çocuktum; top oynamak, dergi okumak, okula gidip gelmekten ibaretti hayat benim için. Pencereden dışarıya bakarken ilk defa varoluşa dair kederli bir şeyler hissettim.
Kitaplarını biz aldık, eve getirdik. Sonraları hepsini tek tek karıştırdım; dönemin ruhuna uygun bir sürü sosyalizme giriş kitabı... 20 yaşında hayatın yükünü sırtlamaya kalkan, bu yükün altında ezilen gencecik bir adam. Yaşasaydı onu daha da çok severdim diye düşünmek hoşuma gitti hep.
No comments:
Post a Comment