Geçen sene Humeyni üzerine bir kitaba başlamıştım. İranlı-Amerikalı bir yazar; şimdi aradım bulamadım. Şeytanlaştırılmış bu figürü inanılmaz sosyolojik, detaylı, ve "anlamaya dönük" bir şekilde analiz ediyordu. Aklımda kalan en önemli şey şu : Humeyni gibi bir diktatör de olsanız toplumun taleplerine, arzularına, hassasiyetlerine önem vermek zorundasınız. Siyasette toplumdan kopuk bir şekilde at oynatamazsınız. Buna en iyi örneklerden biri Şah Rıza Pehlevi olsa gerek. Ürdün Kralı Hüseyin onu ziyarete gittiğinde toplumu çok gerdiğini, ve bunun sonunun kötü olabileceğini söylemiş dostça; bana İran'da anlatmışlardı bunu.
Lafı şuraya getireceğim : Şimdi İngilizce ve Türkçe epey tarama yaptım; ne yazık ki seçim sonuçlarını sosyolojik olarak irdeleyen hemen hiçbir şeye rastlamadım. Serbestiyet'te Alper Görmüş'ün ve E. Mahçupyan'ın "nasıl bir kez daha yanıldıklarına" ve 'Yeni-İttihatçılık'a dair bir-iki yazısı hariç. Onların fikirlerine bu sefer katılmak konusunda rezervlerim var. Yani sonuçta, halka küfretmekten, depremi yaşayan insanları gömmekten, ve mevzuyu sadece söylemlere sıkıştırmaktan öte bir analiz yok. Sol, liberal, demokrat adam/kadın analiz yapar yahu! Benim bildiğim budur. Aşağılamaktan çok hoşlanılan 'cahil' insanlardan onları ayıran budur.
Kendimce kafamda çözümlemeler yapıyorum. Bunu yaparken etrafımda 'farklı gözle görüleceğim' endişesi taşıyorum. Acı bir şey değil mi bu ya? Tanıl Bora'nın MHP'yi derinlemesine incelediği kitabı çıktıktan sonra (Devlet Ocak Dergâh) onun bir yazısını okumuştum; insanlara MHP'ye en ufak bir sempati beslemediğini anlatmak zorunda kalmış.
Mahalle baskısı bu dönemi anlatan güzel bir buluş oldu. Şerif Mardin keşke yaşasaydı da bu seçimi o analiz etseydi! Hayal kırıklığını anlıyorum, hepimiz çok umutlanmıştık. Ne var ki, her seferinde fabrika ayarlarımıza dönmezsek, işte o zaman güzel bir liberal, güzel bir demokrat oluruz diye düşünüyorum.
No comments:
Post a Comment