Sevdiklerimle Beşiktaş'ta bir rakı masasında toplanmışız. Sokak arası. Karşıda dışarıya sıra sıra çorap ve don dizmiş çamaşırcının renkli dükkanı var. Solda dandik bir tavuk pilavcı. Babam, Willy Brant, Lucescu ve Montaigne ile içiyoruz. Babam masa başında. Sık sık ayağa kalkıp kısa şiirler okuyor. 'Daha içelim, daha içelim'. Rakısından bir yudum alıp etrafa bakınarak oturuyor. Lucescu mavi Adidas eşofmanıyla; babamın yaptıklarına gülüyor. Benziyor sanki bu ikisi... Montaigne kimsenin anlamadığı bir takım kale hikayeleri anlatıyor. Willy dertli ve sessiz.
Herkes Küçük Prens'in yılan ısırdıktan sonra gittiği gezegenindeki o dili konuşuyor.
No comments:
Post a Comment