Monday, March 7, 2016

Not Defterimden -3

Bir yazıda '..ama ben Umberto Eco'nun ölümüne daha hazır değildim!' ifadesini okuyunca sarsıldım. Tam da benim hissettiklerim bunlar... Beyoğlu'nda yapmaktan en hoşlandığım şey onun Can Yayınları'ndan yeni çıkmış kitabını satın almak, ve sonra bir kafede oturup içindeki denemeleri okumaya başlamaktı. Hatta daha öncesi var... Boğaziçi'nin kütüphanesinde orada burada çıkmış denemelerini fotokopi yaptırıp spirallerle kitap haline getirmiştim! Kendimi çok iyi hissettirirdi bana onun metinleri..

Tosun Terzioğlu da ölmüş. O kadar iyi tanımıyordum onu, yine de ismini olumlu olarak birkaç yerde duymuştum. En son Halil Berktay'ın Seferis'in haikularını içeren yazısını görünce biraz araştırdım. Muhteşem bir insan olduğunu anladım; liberal, zarif, ve açık fikirli. Onun ölümü de 'sonrasında' üzdü beni. Şu sözüne bayıldım bizim solcuları düşününce : "Akıntıya karşı gitme cesareti kadar akıntıya karşı gidebilme becerisi de önemli. Birkaç kitabı olduğunu gördüm, onu daha iyi tanıtan, alıp okumayı düşünüyorum.

Hasan Bülent Kahraman'ın Melih Cevdet hakkında yazdığı bir yazıyı okudum az önce. Ne çok seviyorum Anday'ı... HBK'nın bu kadar övgü dolu bir yazı yazması beni şaşırtmadı, onun Anday'ı çok yakından hep takip ettiğini bilirdim, yine de böyle bir yazı okumak iyi geldi bana.

Hafta boyunca ara ara Nazım'ın 'Saman Sarısı' şiirine takıldım, Türkçe şiirde bir doruk noktası olduğuna bir kez daha inandım. Gerçek ile gerçeküstü arasındaki gidiş gelişler çok ustalıkla yapılmış. Bu konuda Turgay Fişekçi'nin bir yazısı var, daha bitiremedim, onu okuyacağım.

Hem Halil Berktay'ın hem de İsmail Kılıçarslan'ın satrançla ilgilendiğini, yazılar yazdığını görmek hoşuma gitti. Halil hoca İSD'nin Pera'daki mekanında takılırmış gençken.. Eskiler anlatırdı orayı, ben ancak Ağa Camii'nin yanındakine yetişebildim. Ahmet Türk'ün de satranççı olduğunu okumuştum, onlarla oynamayı çok isterdim.

Dün 'Büyük Budapeşte Oteli'ni izledik evde.. İlk başta ilginç geldi gereksizce hızlı olmasına rağmen ; ancak sonra koptum filmden. O kadar çok Haneke takılınca bu normal sanırım... Daha sonra izlediğim şeyin bir sanat filmi filan değil bir çizgi film olduğuna karar verdim ve o zaman yeniden odaklanabildim ekrana. Bence zaman kaybı, ama siz bana bakmayın... (28 Şubat 2016)

No comments:

Post a Comment