Yıllar önce Ayrıntı'nın bastığı 'Gösteri Toplumu' diye bir kitap
vardı. Sosyal medya henüz ortaya çıkmamıştı, yazarı Debord bugünleri görebilmiş
mi bilmem, ama tatil boyunca takıldığım sanal ortamlardaki 'gösterme' arzusu
kendisinin ne denli uzak görüşlü olduğunu da kanıtlıyor bana kalırsa.
Bu konuyu daha vulgar kelimeler kullanarak açtığım bir tartışma
sırada Aysun şöyle dedi : "Peki entellektüel paylaşımlarla da bir çeşit
'gösteri' yapılmış olunmuyor mu? O da 'bakın, ben böyle biriyim!' saklı mesajını iletmiyor
mu?" dedi.. Güzel bir karşı-çıkış, tebrikler.. Öte yandan, onların
zihinsel paylaşım, öğrenmek, kendimizi genişletmek gibi birçok faideli etkisi
yok mu? O vakit roman da şiir de sinema da yapılamaz gibi geliyor bana, çünkü
onlarla da aslında bir çeşit 'bak işte ben buyum' demiyor mu sanatçı? Neden
yeni alınan bir arabanın sevincini paylaşmak kazmalık da yeni bitirdiğimiz
kitap hakkında yazmak değil? Çünkü ikincisi 'genişleme ve paylaşma' olanağı
sunuyor. İlkinde ise kapalı, dar ve maddiyatla sınırlı bir içerik var bana
kalırsa...
Melih Cevdet'in Şiir Yaşantısı'nı
bitirdim tatilde. Olağanüstü birikimli bir insandı Anday, ve şiir üzerine
memlekette en çok düşünmüş şair. Onun Ataç, Eliot, Octavio Paz hayranlığı dönüp
bu insanları yeniden okuma arzusu uyandırdı bende. Ahmet Haşim ve Yahya Kemal'i
iyi incelediği sıkı yazılar var. Divan şiirini bildiği kadar Fransız ve İngiliz
şiirini de çok iyi biliyor Anday. Şiir artık insanların çaktırmadan dudak
büktüğü bir alan bana kalırsa.. Oysa tıpkı müzik gibi, resim gibi, bir gün
hepimiz kurtuluşa erdiğimizde değeri daha iyi anlaşılacak müthiş bir alan şiir.
Sıkıldığımız bu hayat içinde yeni bir hayat kurmayı sağlıyor o.
Gauguin, Tahiti'de yaptığı
resimleri sergilerken ziyaretçilerden biri bir resim karşısında "Kadının
korku içinde ruhları beklediğini ne güzel anlatmışsınız" demesi üzerine,
"Evet, konu o, ama ben mor-yeşil uyumunu aradım" yanıtını veriyor.
Olağanüstü, değil mi?
Neyse, o kadar çok yerin altını
çizmişim ki, şimdi buraya geçirmeye üşendim. Octavio Paz'dan bir dörtlükle
bitirelim :
Dağları arıyorsun gövdemde
Ormana gömülmüş güneşini.
Ben senin gövdende tekneyi arıyorum
Gece yarısı yiten o tekneyi.
Ormana gömülmüş güneşini.
Ben senin gövdende tekneyi arıyorum
Gece yarısı yiten o tekneyi.

No comments:
Post a Comment