Sinemacı Vehbi abi
Bizim kasabada perşembeleri pazar kurulur. Köylüler tarladan topladıkları patlıcan, biber ne varsa traktörlerin arkasına doldurup pazara getirirler. Toz toprak içindeki römorklar şimdi üstü kapatılmış derenin yanına konur, bahçeden koparılmış meyve sebze o saatte henüz daha tenha olan pazar yerine taşınır.
Ben küçükken perşembeler herkesin birbirini gördüğü, selamlaştığı, hasbıhal ettiği güzel bir gündü. Perşembe aynı zamanda sinema günüydü! Kasabanın tek sinemasının sahibi Vehbi abi sabahın köründe dışarı çıkar, dudaklarının arasındaki raptiyeleri birer birer alıp tahta panoya o günkü filmlerin afişlerini asardı. Haftanın diğer günleri salonu açmazdı, masrafları çıkaramazdı.
Değişik bir adamdı; bir vakitler salyangoz ticaretine bile girmişti. Vehbi abinin bu kabuklu hayvana para verdiğini duyunca kasabanın tüm çocukları delirmiş gibi salyangoz toplamaya başlamıştı. Kardeşimle ben de yağmurlu günlerden sonra kendimizi dikenli çalıların diplerine atar, karanlıkta el yordamıyla görebildiğimiz etli ve iri salyangozları siyah torbalara doldururduk. Vehbi abi pek konuşmadan poşeti tartar, bozuklukları avucumuza sayarken bunları Fransa'ya gönderdiğini anlatırdı.
Sinemada perşembeleri açık saçık filmler oynatılırdı en çok. O zamanlar normal gelirdi bu herkese. Afişte şaşkın bir Aydemir Akbaş ile siyah boyayla kapatılmış göğüslerini tutarak kameraya bakan Mine Mutlu olurdu.
Biz Malkoçoğlu hastasıydık, muhtemelen henüz küçük olduğumuz için. Kuzenimle Garaj Kahvesi'nin yanından geçip gişeye gelir, dandik saman kağıda basılmış biletimizi alarak içeriye girerdik. Fuaye buram buram sidik kokardı. Karanlık salonda yer seçerken dikkat etmek gerekirdi; kırmızı minderli koltukların çoğu paramparça olmuştu. Kiminden paslı bir yay fırlar, kimi kapanmaz, kimi açılmazdı. Hiçbirini umursamazdık.
Filmde önce bizimkiler biraz dayak yer, üst üste birkaç kötülük yaşanırdı. Canımız sıkılırdı, ama işin orada kalmayacağını bilirdik. Hikâye duygusal yükünü alınca bir sonraki sahnede Malkoçoğlu heybetli atını nihayet düşmana doğru sürerdi. Salonun hoparlörlerinden at nallarının sesi yükselirdi. İşte o zaman hepimiz ayağa fırlar, Malkoçoğlu'nu çılgınca alkışlardık.
Bizim için kasabadaki sinema büyük ekrandan yansıyan sevincin ve üzüntünün paylaşıldığı büyülü bir mekândı. O toplu ayinin parçası olmak hoşumuza giderdi.
No comments:
Post a Comment