Deli Sâfi
Hangi köyün ya da kasabanın bir delisi yoktur ki? Sâfi de bizim delimizdi. Uzun boylu, zayıf, gençten biriydi. Yaz günlerinin sıkıcı saatlerinde, çoğunlukla akşamüstleri Cevizli'den gelen arka yolun ucunda görünür, toz içindeki yırtık pabuçlarını sürükleyerek mahalleye doğru yaklaşırdı.
Kimi tarladan yeni gelmiş kimi gün boyu onları beklemiş bir sürü çocuk ''Geliyor, oğlum bak, geliyor'' bağırışlarıyla hemen toplaşıp onu karşılardık. Sâfi aramızdan telaşla geçer, bizden kaçmaya çalışırdı. Yandan yandan, yakın ama tedirgin bir mesafeden onu takip eder, sürekli laf atardık. Kendisine bol gelen sarkık pantolonunu çekiştirerek asfalt yola sapar, koşar adımlarla bizden uzaklaşmaya çalışırdı. Şamatadan istediğimizi alamadıkça daha da ağır küfürler etmeye başlardık. Sâfi adımlarını hızlandırırdı. Biz bağırırdık. İşte o an, Sâfi artık bu laflara dayanamaz, hırıltılı ve öfkeli sesler çıkararak toprak yoldan eline geçen en büyük taşı alır, olanca kuvvetiyle bize doğru fırlatırdı. Hepimiz neşe içinde kaçışır, taşın üstümüzden geçip yandaki tarlaya düşmesini izlerdik.
No comments:
Post a Comment