Tuesday, November 12, 2024

Cuma Öncesi Notlar - 2

Üzerine para yatırmak isteyeceğim kadar emin olduğum gibi, Trump kazandı. Polymarket diye bir politik bahis sitesi var, oraya coin aktarabilmiş olsaydım üzüntüm sanal paracıklar ile bir miktar hafiflerdi. Kısmet. Demokratları seviyorum, onlar için üzüldüm. Kamala bacım, sana ve Biden'a bir çift lafım var : Senin kabahatin değil ama bu nasıl bir ışıksızlıktır, kim seçti seni oralara? Kürtajla ne kadar ilerleyebilirdin ki? Keşke vakit olsaydı da gazoz dese beni ağlatan Michelle Obama aday olabilse idi. O beyaz çöp kamyonuyla Trump'ı ezer, sarı torbayı Meksika sınırına atardı.

Akşamları Aysun'la ortak tek eğlencemiz iki boomer olarak Masterchef. Ben neden ve nasıl bu yarışmaya bu kadar takılır hale geldim bilmiyorum. Aysun'a şu entel açıklamayı yapmak zorunda kaldım : Akşamları dinlenmek için tıpkı bir akvaryuma bakar gibi, insanın aidiyet kurabildiği, düşündürmeyen, olayları takip etmek zorunda bırakmayan hafif bir şeyleri izlemeye ihtiyacım var. Makul karşıladı. Şimdi en çok merak ettiğim şey, Beyza'nın o güzelim yüzü artık reklam verilemeyecek kadar engebeli mi olacak, yüzünde iz mi kalacak? Yalnız, aklı başında ve yemekle ilgilenen hiç kimse o börek tepsisini kızgın ayçiçek yağıyla duş almak ister gibi öyle yukarıda çevirmez. Şaşkınım.
Hevesle satın aldığım Sally Rooney'nin son romanı Intermezzo kaçırılmış fırsatlar serisi olmuş. Peki ilk yarısı muhteşem bir kitap sonra nasıl bu kadar sarkabiliyor? Sally bunu nasıl anlamıyor? Eğer iki yüz sayfa civarında tutabilseymiş, ortaya süper bir roman çıkarmış. Yazarlar yazdıklarını sonrasında acımasızca kesip atamıyor, böyle bir problem var. Her bir sayfayı bebekleri olarak görüyorlar galiba.

Şu kayyım meselesi (kayyum ne zaman bu zor kelime oldu?) canımı sıktı ama bu halim uzun sürmedi, çünkü siyasetle yakından ilgilenmiyorum artık. Tek anlamadığım, ekonomiyi bu adaletsiz sistemle, bu hoyrat yöntemlerle nasıl düzeltecekler? Kürt politikacılarda bir numaram rahmetli Orhan Doğan idiyse, iki numaram hep Ahmet Türk olmuştur. Ayrıca, epey iyi satranç oynadığını okumuştum bir yerlerde. Onunla bir yandan geyik yapıp bir yandan filleri itiştirmek güzel olurdu.
Bizans konusundan sıkıldım. Yetti bu kadar. Romalılar'ın ve 19. yy tarihçilerinin onları bu kadar küçümsediğini bilmiyordum ama; bu üzdü beni. 'Hüzünlü, sonu gelmeyen bir kaybedenler kulübü' filan gibi laflar etmişler Bizans için, pis herifler. Venedikli ve Cenevizli tüccarlardan da tiksindim. Şimdi yeni ilgi alanım şu : Edebiyatta otantik yazı nasıl üretilebilir? Ve, olay örgüsü ile yazarın otantikliği arasında güzel kokulu bir harman nasıl elde edilir? Bunun için birkaç kitaba giriştim, bakalım neler olacak...

No comments:

Post a Comment