Sunday, August 20, 2017

feminizm, türban vs. hakkında fragmanlar

bilim insanı, edebiyatçı, sanatçı uçlarda olanın peşindedir. meselâ sinemada haneke'nin temel izleği budur. sol/kemalistlerin de müslümanların da bu toplumdaki okumuş/yazmış olanları dahi ortalamadan sapmalar karşısında sinir uçlarına basılmış gibi zıplıyor, bu hepimiz için fena. halbuki uyuşukluktan kurtarıyor bizi uçtakiler.
***
gülhane'de gezerken başörtülü ama dar kotlu kızlar görmüştüm birkaç yıl önce, bildik bir manzara. bir kısmı kuytu köşelere çekilmişti yavukluları ile. mutluluktan gözlerimin yaşardığını hatırlıyorum ; o kızlar farklı bir kıyafet kodlaması ile de olsa arzuladıkları şeyleri yaşıyordu çünkü. "bir de dindar olacaklar, şu hallerine bak, sahtekârlar!" diye düşünmedim hiç.
***
bir erkeğin totaliter olup olmadığını anlamanın iyi yollarından biri onu feminizm konusunda zorlamaktır. ne kadar kolay patlarsa o kadar totaliter zihniyetlidir. sosyalizm ile bu meselelerin çözüleceğini söyleyen birinden çok çekinirim meselâ. esasen eşitliğe inanmıyor gibi gelir bana.
***
feministler sosyalist hareketten koptular çünkü son analizde sosyalist hareket 'şemsiye' bir hareket olduğunu düşünüyor ve kendine üstünlük atfediyordu. iddiaları şu ki, devrimden sonra, veya yeni düzenle kadın meselesi de çözülecek. oysa feministler pratikte de görüyorlar ki aslında devrim olsa bile bir şey değişmeyecek, çünkü patriyarka, yani erkek egemen düzen çok içsel bir şey. penis gibi erkeğin ayrılmaz bir parçası. sosyalist olması bir erkeği bundan azade kılmıyor, feministler bunu anlıyor ve ayrışıyorlar. erkekler eğer eşitlikçi ise yapmaları gereken şey çok basit : kadınların isteklerine samimiyetle kulak vermek ; hem de yargılamadan ve üstünlük taslamadan.
***
göle'nin "burkanın varlığı ile pek çok kadının dışarıya çıkabilme hürriyeti elde ettiği, bu nedenle burkanın kimi zaman özgürleştirici bir araç olduğu" sözü önemli. türbanı düşünelim, pek çok genç kız iğrenç baba baskısı sebebiyle üniversiteye gidemiyordu, veya gidebilecekleri tek okul ilahiyattı. bir kısım muhafazakâr baba da ancak türbanla giderse okula gitmesine izin veriyordu. bunlar yaşanmış gerçekler. baba baskısına direnmenin karşılığı muhtemelen evde oturmak veya kocaya varmaktı. diğer seçenek ise türban takmak ve okula gitmekti. bunların hangisi genç bir kız için daha özgürleştirici? "sçrım öyle baba baskısına" diyip işin içinden devrimci bir tavırla çıkmak isteyenlere sadece şunu söyleyebilirim : hayat öyle işlemiyor, sosyolojik analizler öyle çalışmıyor. bu tavır burkayı savunmak değil, bu sadece kadının özgürleşmesi için onun sokağa, kamuya dahil olmasına öncelik vermek. kadının oradan bir sonraki adıma geçebilmesine alan sağlamak. bunu aklı başında sol feministler de savunur. gülnur savran'lar, aksu bora'lar vs. sol/kemalistler bu türban meselesinde öyle büyük hata yaptılar ki aslında kendi içlerini ortaya koydular ne yazık ki.
***
erkekler olarak bizler kadınlık nasıl bir şey bilemeyiz (gender-toplumsal cinsiyet). geç kaldığında evde fırça yiyecek olmak, birçok şeyi gizlemek zorunda kalmak, eteğimizin açıklığına dikkat etmek vs.. tüm bu dertler kadınlarda içkin iken bizde ancak empati yoluyla yalnızca bir dereceye dek hissedilebilir. cinsiyet eşitliğini sağlamak için bunun farkına varmak dahi iyi bir adımdır bana kalırsa.

No comments:

Post a Comment