nazarin'i bitirdim. bunuel'i çok seviyorum. yıllar önce birkaç filmini izlemiştim, aklımda sadece 'burjuvazinin gizli çekiciliği' filminin epey farklı, eğlenceli ve 'tuhaf' olduğu kaldı. nazarin'i ise hiç duymamıştım, tarkovski'nin en sevdiği üç filmden biriymiş meğer. 'hadi girişeyim' dedim. tahmin ettiğim gibi biraz zor ve yavaşça bir film, birkaç seferde ancak bitirebildim. 59 meksika yapımı; bir nevi modern isa gibi yaşayan genç bir rahip hakkında.
bir-iki ilginç vurgusu var filmin. en önemlisi şu sanki : samimi dindar bir insan dinin verdiği o saf, temiz güç ile bu dünyanın rezilliği karşısında ne kadar durabilir? insana dair sevgisi gitgide bir kuşkuya dönüşmez mi?
diğeri de (bunu ben anlamamıştım, bunuel'in bir röportajında gördüm) nazarin'in en sonda bir bağış olarak o meyveyi alıp almama anındaki kararsızlığı. en acımasız durumlara gözü kapalı giren rahibin yaşadığı sıkıntılar sebebiyle oluşan o ilk tereddüt. bunuel 'kuşku'nun yanık bir sigara gibi olduğunu söylüyor. hani küllükte unutulduğunda hiçbir şey olmayabilir, ama evi de yakabilir ya bir sigara; kuşku da öyle, diyor. bir kere başını çıkarmasın, artık sen eski sen değilsin. ilginç bir konu bu. kuşkuyu descartesçı açıdan değil de bu şekilde ele almak epey zihin açıcı. filmde çok sert kilise eleştirileri filan da var tabii. üzerinde düşünülmeyi hak eden zengin bir eser.

No comments:
Post a Comment