Hapishaneden kaçış filmlerinin babası sayılan 1960 yapımı bu film bana 'bir sanat filmiyle' sanat eseri olmayan film arasındaki farkı düşündürdü. Son analizde bu filmi beğendim, izlemesi zevkliydi. Siyah beyaz olması da ayrı bir lezzet katmış filme. Şerbeti çok rahat fazla kaçabilecek bir konuda böyle olgun ve ölçülü bir sinema dili kullanmak takdir edilesi bir şey. Özellikle koğuş içindeki ilişkiler, diyaloglar, şüpheler vs güzel anlatılmış; karakterler gayet inandırıcı çizilmiş.
Bresson'un filmi ile bunun arasındaki farkın ne olduğunu düşündüğümde aklıma gelen şey şu oluyor : Bresson orada insana, tedirdinliğe, ürpertiye odaklanıyor. Hikaye "insanı anlatmak için bir araç". Derinlemesine bakıyor mevzuya. Oysa bu filmde öne çıkan şey hikayenin akışı. Manu ve Gaspar üzerinden bir miktar psikolojiye iniliyor belki, ancak mainstream sinemadaki gibi burada da kendimizi akışa bırakmamız bekleniyor.
İtiraf etmek gerekirse, bu tür filmler çoğunlukla daha rahat izlenir, daha az 'sıkıcı' oluyor; öte yandan sanat eserinden beklediğimiz çoklu bakış, esinleme, genişlik bu filmlerde denkleme dahil edilmiyor. Yani güzel vakit geçiriliyor ancak bitirdiğinizde küçücük dahi 'değişmiş/dönüşmüş' olmuyorsunuz. Le Trou'nun böyle bir hedefle yola çıktığını iddia etmiyorum, sadece, sesli düşündüğümde bir sanat eserinden beklentimin bu olduğunu söyleyebiliyorum.
No comments:
Post a Comment