Milli marş (şarkı?) olmasını isteyecek kadar çok sevdiğim müziğinden Türkan Şoray başta olmak üzere tüm o oyunculuklara, ekibin yakaladığı besbelli uyum'a dek bayıldığım bir film bu. Aslında benim sinema anlayışıma göre kusurlarla, romantik bakışın gerçekçiliğe galebe çaldığı sahnelerle dolu bir film. Bu bağlamda kitap daha gerçekçi mesela. Yine de bu kimin umurunda! Bir performanstaki müzik eseri kusurlu da olsa müthiş duygulu çalındığında onu nasıl çok seversek bu filmi de öyle seviyorum. Kaç sahnede gözyaşı döktüm bilmiyorum.
Türkan Şoray son sahnede Asya'nın Cemşit'i değil İlyas'ı seçmesi için ekibe çok baskı yapmış; en sonunda artık Rüçhan Adlı'nın da ısrar etmesi ile vazgeçmiş fikrinden! Büyük bir hata olurdu bu. Kitapta o seçim sahnesi yok zaten. Bizim film biraz şekerli ve fazla romantik olmuş; yine de Ali Özgentürk'ü tebrik etmek lazım, kitabı senaryoya epey iyi uyarlamış. Bu filmde olaylar daha çok Asya (kitapta Asel) üzerinden anlatılıyor, kitapta ise şoför İlyas'ın gözünden bakış ağırlıklı.
Birkaç cümle de kitaba dair : Bu uzun hikayenin anlatımını o kadar da etkileyici bulmadım. Aytmatov nedense daha güçlü olarak kalmış hafızamda. Kitapta yüksek Kırgız dağlarının sisli doğasını, şoförlüğün sıkıntılarını, kamyon aksamını filan detaylı, güzel anlatmış ama hikayeyi bölük pörçük ilerletmiş; bu nedenle tam içine giremiyor insan. Bizimkilerin kurgusu daha derli toplu olmuş. Sondaki o 'sevgi emekti' filan hep ilave; kitapta yok tabii.
"Türk/çe filmler yok olacak, iki film seç, tarihe kalsın" deseler Kış Uykusu İle Selvi Boylum'u seçerdim sanırım.
-Yüreğim kaydıysa günah mı? Elini tuttum, sıcacıktı.
No comments:
Post a Comment